Deniz Sinanoğlu

Hiçbir şeyin yoksa, hayallerden, fantezilerden istediğini beğenebilirsin.
Reklam
Ülkemizde, yönetici sınıfın, saygınlığın ya da varlıklılığın sırça köşkünde yaşamadığı, gözlerini dışarıda olup bitene yummadığı bir dönem oldu mu hiç? Bu “yönetici sınıf”ın adalet, adil dövüş, eşitlik, düzen, hatta sosyalizm gibi sözcükleri kullanması ne fark eder, hiç etti mi? Onları kullanıyor, bir süreliğine onlara inanıyorlardı da, ama bu arada, yöneticiler hâlâ, her zamanki gibi en kötüsüne karşı zırhlı, kalkanlı bir şekilde yaşayıp giderken, her şey parçalanmakta, lime lime olmaktaydı; en kötüyü var güçleriyle def etmeye, savuşturmaya, afaroz etmeye çalışıyorlardı, çünkü onu kabullenmeleri demek, kendilerinin yararsız olduğunu kabul etmek, onlara sağlanan, doyasıya yararlandıkları ekstra güvenliğin ise verdikleri hizmete karşılık aldıkları maaş değil, resmen hırsızlık olduğunu itiraf etmek demekti...
Öte yandan, bu geç aşamada bile, toplumumuzda çok da önemli –onarılamaz– bir şey olmuyormuş gibi yaşamayı beceren bir kesim vardı. Yönetici sınıf –gerçi bunun artık ölmüş bir terim olduğu söyleniyordu– pekâlâ, öyleyse bir yerleri yöneten, işleten, konseyler ve komitelerde oturup kararlar alan kişiler, diyelim. Konuşan. Bürokrasi. Uluslararası bir bürokrasi. Peki ama, bu ne zaman böyle olmadı ki? Yani bir toplumun belli bir kesiminin aslan payını kendine ayırması, diğerlerinde bir güvenlik, kalıcılık, düzen yanılsaması yarattığı sürece nimetlerden sonuna kadar yararlanması.
Küçük kızın sıcak, özlemle kıvranan, küçük bedeniyle, bir okşayışla, bir sıcaklıkla sakinleştirilmeyi bekleyen, onu gıdıklamayacak, canını yakmayacak, sıkıştırmayacak, güvenli bir bedene gereksinen, geniş, sağlam bir duvara yaslanmak isteyen, dinginlik ve güvenceye ihtiyaç duyan bedeniyle annenin düzenli soluk alıp veren, sakin, kendinden emin, tepeden tırnağa göreve kesmiş bedeni arasında bir boşluk, bir lakaytlık uzanıyordu; temas yoktu, teselli alışverişi yoktu.
İnsanların kölelere, kurbanlara, şamar oğlanlarına ihtiyacı vardır ve “evcil” hayvanlarımızın çoğu da bunun içindir, çünkü onları, olmaları gerektiğini düşündüğümüz şekle sokmuşuzdur; tıpkı insanoğlunun da ondan beklenen şey olup çıkması gibi.
Reklam