Yeni biri bize yaklaşınca, hepimiz dikkat kesilir, o kişiyi ölçüp biçeriz; akıl almaz bir hızla binlerce ölçüm ve değerlendirme yapılır, o erkek ya da kadın belli bir yere yerleştirilir, sonunda da sessiz bir yargıya varılır: Evet, bu bana göre; yo, hiçbir ortak noktamız yok; hayır, bu benim için bir tehdit... Dikkat et! Tehlike! Vesaire. Fakat hepimizin kendimizi nasıl bir hapishaneye tıktığımızı, savunmacı bir incelemeden, hızlı, keskin, soğuk bir tahlilden geçirmeden tek bir erkeği, kadını ya da çocuğu yanımıza yaklaştıramadığımızı ancak Emily sayesinde, onun her şeyi büyütme, göze sokma huyu sayesinde fark edebildim. Ancak öyle süratli, öyle kanımıza işlemiş bir tepkiydi ki bu (muhtemelen ana babalarımızın bellettiği ilk ders), pençesine nasıl kıskıvrak yakalandığımızın farkına bile varamıyorduk.