Deniz Sinanoğlu

Eh, biliyorum, hepimizin mahremiyetine yapılan baskılar, bizlere içsel tenhalıklara, yalnızlıklara çekilip nasıl yok olacağımızı öğretir; birileriyle beraberken yalnız kalmakta hepimiz ustalaşmışızdır.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İnsanların –çocuklar, yetişkinler, herkesin– bağlantısız alışkanlıklar, birbirinden kopuk bilgi parçacıklarıyla beslendiğine dair bir tür inanç birliği vardı; bir açık büfeden bir şeyler seçercesine: “Evet, şundan alacağım,” ya da “Hayır, onu istemiyorum!” Oysa gerçekte, insanlar diğer insanları, atmosferleri, olayları, yerleri yutarak, olduğu gibi mideye indirerek büyürler, duydukları hayranlık sayesinde gelişirler. Genellikle de bilinçsizce, elbette. Bizi biçimlendiren, oluşturan şey, yakın çevremizdekilerdir.
Yaşça büyük olanların gençleri kendilerinden uzaklaştırmalarının, zihinlerinin “işte bunu anlamıyorum” ya da “bunu hiç anlayamayacağım” etiketli bölümlerine itelemelerinin bağışlanır yanı yoktur, çünkü onlar da, her biri, bir zamanlar gençti...
Kimsesizliği, o meyus yalnızlığı kendini hiç böylesine keskin dışa vurmamıştı; yoklarcasına, hatta çekinircesine konuşmuştu; sanki sormaya, ona bakmamı, onu korumamı –geleceğimi paylaşmamı– beklemeye hakkı yokmuş gibi.
Yeni biri bize yaklaşınca, hepimiz dikkat kesilir, o kişiyi ölçüp biçeriz; akıl almaz bir hızla binlerce ölçüm ve değerlendirme yapılır, o erkek ya da kadın belli bir yere yerleştirilir, sonunda da sessiz bir yargıya varılır: Evet, bu bana göre; yo, hiçbir ortak noktamız yok; hayır, bu benim için bir tehdit... Dikkat et! Tehlike! Vesaire. Fakat hepimizin kendimizi nasıl bir hapishaneye tıktığımızı, savunmacı bir incelemeden, hızlı, keskin, soğuk bir tahlilden geçirmeden tek bir erkeği, kadını ya da çocuğu yanımıza yaklaştıramadığımızı ancak Emily sayesinde, onun her şeyi büyütme, göze sokma huyu sayesinde fark edebildim. Ancak öyle süratli, öyle kanımıza işlemiş bir tepkiydi ki bu (muhtemelen ana babalarımızın bellettiği ilk ders), pençesine nasıl kıskıvrak yakalandığımızın farkına bile varamıyorduk.