İç dünyama, oradaki gerçek yaşamıma ilişkin bütün sıradanlık beklentilerimden vazgeçeli çok olmuştu. Topluma, dış dünyaya gelince, o normal bir şey sunmayalı çok uzun zaman olmuştu. Belki de o günleri “sıradışılığın sıradanlaştığı dönem” diye tanımlamak mümkün.
Çok yoksul çocuklar dilenmeyi, yalan söylemeyi ve ana babalarından bir şeyler çalmayı öğrenir; yoksa hayatta kalmaları zordur. Zengin ana babalar çocuklarına, kimsenin yalan söylememesi, hırsızlık yapmaması ya da cinayet işlememesi gerektiğini, tembelliğin ve kumarın kötü şeyler olduğunu söyler. Sonra gönderdikleri okullarda çocuklar, düşünce ve duygularını gizlemezlerse bunun cezasını çekerler ve Achilles ve Ulysses, Fatih William ve Sekizinci Henry gibi katillere ve hırsızlara hayranlık duymaları öğretilir. Bu eğitim onları, zenginlerin parlamento yasalarını yoksulları bir evden ve ekmekten yoksun bırakmak için kullandığı, hak edilmemiş kazançların borsa kumarıyla çoğaltıldığı, en çok mülke sahip olanların en az çalıştığı ve avlanarak, at yarıştırarak ve ülkelerini savaşa sokarak eğlendiği bir ülkedeki yaşamlarına hazırlar.
Hayal gücü, apandis gibi, türümüzün varlığını korumasına yardımcı olduğu ilkel bir çağdan kalmıştır ama modern bilimsel sanayi milletlerinde daha ziyade bir hastalık kaynağıdır.