Sadece kendi sesini işiteni, başka bir sese yaklaştırır okumak. Niye? Daha zengin bir benliğe kavuşmak için; çünkü kendisinden başka bir şeyi içine alamayan benlik, yoksul kalır. Kendi dokunulmaz kimliğinde inat etmek yerine kendini, kendiliğini yitirmeyecek ölçüde değiştirmeye ve genişletmeye açık bir bütünlük olarak anlayan bir benlik, alımlama kabiliyetini de arttırır.
…okumanın vuku bulması, o esnada harflerin anlamlandırılıyor olması ve bunların kurgusu üzerinden bir insanın kendine bir yol çizmesidir. Her ilişkide söz konusu olan dram, insanla harf arasındaki ilişkide de yaşanır; yakınlaşıp birbirini tanımadan başlayıp yabancılaşma ve ayrılığa kadar sürer bu dram, sonra hafıza devreye girer, yeni bir karşılaşma ve dokunmaya olan özlem duyurur kendini.
Susma sanatının özü budur: Genişliğe alan bırakmak. Sessizliğin açtığı genişlik, insana kendi sonluluğunun darlığını unutturur; ki insanlar onları ezen, bunaltan o sonluluktan ötürü, “konuştuğum sürece yaşarım” düsturuyla, durmaksızın konuşurlar. Susanın deneyimi ise başkadır: “sustuğum sürece, benim hayatımı aşan sonsuzluğun parçası olarak hissederim kendimi”.