Dünyada olup bitenlerle onun hayatında olup bitenler arasında en ufak bir kesişme yok, paralel ilerleyen iki dizi: biri soyut, daha duyar duymaz unutulan haberlerden ibaret, diğeriyse sabit planlar halinde.
Ona göre gerçek düşünceler insanların konuşma ve giyim tarzları, kaldırımların yüksekliğinin pusetler için uygun olup olmadığı, Jean Genet’nin Paravanlar’ının yasaklanması ya da Vietnam Savaşı üzerine kafa yormak değil, kendine dair meseleler üzerine, olmak ve sahip olmak, varoluş üzerine düşünmek.
Benim umutsuzluğum yüzümü kaybetmekten çok, kaderimde diğer insanlarla hiçbir ortak nokta bulamamaktan kaynaklanıyordu. Sırf başkalarıyla ortak bir kaderi paylaştıkları için kanser hastalarını bile kıskanıyordum.
Fakat aydınlığın anlamını en iyi bilenler, elektrikçiler ya da ressamlar ya da fotoğrafçılar değil, görme yetilerini sonradan kaybedenlermiş. Nasıl ki bollukta, bolluğa has bir bilgelik varsa yoklukta da yokluğa has bir bilgelik olmalı.