Eğer yüz ifadesi karakter için bu kadar vazgeçilmez bir şeyse sadece telefonda sesini duyduğumuz kişilerin de bir karakterinin olduğunu inkar mı edeceğiz?
Bütün diller gibi, bu dil de hiyerarşiler yaratıyor, miskinleri, başına buyruk kadınları, “şehvet düşkünleri”ni ve mendebur adamları, “geri” çocukları damgalıyor, “iş bilirleri”, ağırbaşlı kızları el üstünde tutuyor, mevki sahibi ve kalburüstü şahsiyetleri takdir ediyor, diğerlerini azarlıyordu, hayat senin hakkından gelir.
Kafileler halinde yollara dökülüp geceleri çingeneler gibi samanların üzerinde uyunan zamanlarda dünyaya henüz gelmiş ya da doğmamış olduklarına hayıflanıyorlardı. Bu yaşamadıkları zamanın sızısını hep içlerinde taşıyacaklardı. Başkalarına ait anılar, kıl payı kaçırdıkları döneme dair gizli bir nostalji hissini ve günün birinde aynı şeyi yaşama umudunu omuzlarına yükleyecekti.
Kitabı elime aldığım anda kendimi bambaşka yerlerde bambaşka hayatların içinde buldum. “Kuytu” içindeki öykülerle okuyucuyu sürekli ters köşe yapan, her öyküde bahsedilen karakterlerin yalnızlığı, yaraları, geçmişleri, bugünleri ile içimize işleyen bir yapıya sahip. Bir adam ve kadının derinden paylaştıkları sessizlikleri, bir insanın geçmişinden gelen misafir, kraliçeye anlatılan bir hikaye, aşk ve nefretin iç içe geçtiği bir yolculuk, bir hayat hikayesi, mutluluğu bir adamın keline dokunarak almaya çalışan bir halk, sahip olduğu aileden kilometrelerce uzakta olmak zorunda kalan bir kadının bağ kurma çabası, bir adamın idama giderken içinde filizlenen ateş, ayrılıklar, sırlar, kesişen yollarla her hikaye başka bir yaraya dokunuyor. Kitabın kapağı da bundan ilham alınarak hazırlanmış.
Carys Davies’in dili o kadar akıcı ki… Her öyküyü okurken kendimi yeniden kitabın içinde buldum. Dili çok sade ve anlaşılır, tabi burda çevirmen Yasemin Akbaş’ın etkisinin de büyük olduğunu düşünüyorum. Genelde ters köşe kurgulanan eserlerde sonunu tahmin edebildiğimi fark ederim fakat Davies’in öykülerini okurken bunu hiç yapamadığımı fark ettim ve beni bu yönüyle de çok etkiledi. Kitabın bu yönünü yazar şöyle anlatmış bir röportajında:
“Burada amacım sadece ters köşe ya da sürpriz yapmak değil. Şaşırtmaktan ziyade öykülerimde dünyanın bir anda tamamen tersi tarafa dönüp konunun bambaşka bir boyutunu yansıtmasını seviyorum. Bu anlamda sürpriz değil de, belki aniden diğer boyutuyla bakmak desek çok daha doğru olabilir. Başka bir kişi olarak siz benim aklımda ne olduğunu bilemezsiniz. Ben sizin kafanızda ne olduğunu bilemem. Bunlar bizim insan olarak taşıdığımız gizemler, gizemli yanlarımız.”
Yaşanana farklı birinin gözüyle bakmak.. Ne kadar dokunaklı geliyor. Öyküler de tam olarak