Kaliteli bir öykü kitabı. İçerisinde özellikle birkaç tanesi var ki muazzam. Öykü severler kaçırmasın derim. Birkaç öyküyü beğenmedim. Ama yazarla alakalı, sonuçta o bir Avrupalı:) Bu arada çevirmeni olan Yasemin Akbaş, muazzam bir iş çıkartmış. Bir tebrik de ona gelsin. Değişik öyküler okumak isteyenlere, kaliteli edebiyat severlere...
Öykü okumayı oldum olası sevmişimdir, fakat son zamanlarda okuduğum öykü tarzı kitapların hiçbiri beni Kuytu kadar etkilemedi.
Kuytu.. Ne güzel bir kelime diye düşünmüştüm kitaba rastladığımda. Neler saklarız kuytularda? Evlerin, odaların kuytularında? Ya doğadaki kuytular neleri gizler? Mekânın kuytuları bir yana, onlar keşfedilebilir, açığa çıkabilir her neyi gizliyorsa. Peki ya insanların kuytuları? Sırrına vakıf olunabilir mi insanın kuytusunun? Geçtim bir başka insanı, kendimizin kuytularında neler var bilebiliyor muyuz gerçekten; inebiliyor muyuz o kadar derine ve var mı buna cesaretimiz?
Bu kitaptaki öykülerin bana bıraktığı sorular bunlar, zira her bir öykünün kuytusunda beklenmeyen bir şeyler gizli gerçekten de. Öykünün başında asla kestiremediğiniz, sona geldiğinizde bir "aaaa !" ya da "hadi canım!" dedirten bişeyler. Küçücük bir taşı kaldırdığınızda ya da kırlık bir yerde bir parça çimeni, bir yaprağı şöyle bi kenara çektiğinizde karşınıza sizi ürküten bir kurtçuk, bir böcek de çıkabilir, çok güzel minik bir çiçek veya bir kelebek de..Bu öykülerde de öyle; iyisiyle kötüsüyle insanlık halleri çıkıyor karşınıza, ama öyle o insanı 'tanıyorum' diyenlerin bilebileceği genel-geçer haller değil; hepimizin ancak kuytularında saklı olabilecek türden haller... Hani en 'yakın'larımızın bile bilemeyeceği...
Ayrıca çevirisi çok başarılı yapılmış, dupduru bir dili var kitabın; okurken dinlendiriyor, bir ırmağın kıyısına oturmuşum da incecik bir şırıltıyı dinlermişim gibi hissettirdi. İşlerin güçlerin yoğun olduğu şu günlerde iyi geldi.
Öykü severler kaçırmasın derim.
Carys Davies, on yedi öykü anlatıyor Kuytu’da. İlk hikayeden son hikayeye dek ise tahmin edilemez sonlar ile örüyor cümleleri. Tek sayfalık öykü de dahil buna..
.
Frank O’Connor öykü ödülünü de kazanan bu eser,huzursuzluk yaratan ama onlarla yaşamaya alıştığınız fay hatları ile dolu. Karakterlerin gizli tutkuları, yaşanmış ve yaşanacak olanların beraberinde getirdiği iniş çıkışlar..Nasıl başlayıp bitirdiğinizi anlamıyorsunuz. Ters köşeler, büyük acılar ve bir o kadar da büyük umutlar görüyorsunuz.
.
Eserin orijinal ismi öykülerin birinin de ismi olan The Redemption of Galen Pike, ancak çevirmen Yasemin Akbaş kitabın ruhuna başka bir adı uygun bulmuş,Kuytu..Ki çok da iyi bir tercih olduğunu düşünüyorum. Her bir karakterin açıktan değil kuytularında kalan kırıntılarını okuduğumuz düşünülürse..
.
Ve Burak Akbay’ın bu kapak tasarımı da dağınık çizgilerle oluşturulmuş bir kesiğe odaklanıyor, dokunulduğunda acıyacak biliyorsunuz ama dokunulması için de dualar mırıldanıyorsunuz. Tıpkı kitabın içinde okunmayı bekleyen karakterler gibi.
Sıklıkla Çehov'u anımsatan, betimleme ve tasvirlerle güçlü bir alt metin oluşturan ve nitelikli olay örgüsünü ters köşelerle rahatsız edici bir vuruculuğa kavuşturan bir kalem. Mutlaka okunmalı.
Bazı öyküler okurunu gerçekten peşinden sürüklüyor. Kimi geçmiş ve gelecekle örülüp kurgulanmış, kimisi farklı karakterlerin hikayelerini ortak bir noktada buluşturuyor. Anlatma biçimini ve betimlemelerini sevdim. En sevdiğim öykü Bunny Clay'in Götürülüşü oldu.
Bir öykü kitabı Kuytu. Birçok öykü barındırıyor içinde. İyi öyküler olduğu kadar yerine oturmayan, havada kalan öyküler de var. Genellikle karakterlerin gizli kalmış, mahrem yanları üzerinden yürüyen anlatı bir gerilim yaratıyor ve beklenmedik bir sonla bitiyor. Ama bazı öyküler öyle belirsiz ve anlaşılmaz bitiyor ki manasız geliyor. Yine de farklı tarzda, zaman zaman absürt öykü sevenler okuyabilir.
Carys Davies'in Kuytu'sunu o kadar çok beğendim ki ilk öyküyü okur okumaz arkadaşlarıma yolladım, okusunlar diye.
Yalın anlatımı ile okuyucuyu içine çeken öyküler, sakin sakin akarken bir anda keskin bir sıçrayışla yön değiştiriyor.Okuyucuya da bir şok yaşatarak, silkeliyor.
Hikâyelerin konularının özgünlüğü de göze çarpıyor.Carys Davies Kuytu ile Frank O’Connor Öykü Ödülü’nü kazanmış.
Öykü severlerin kaçırmaması gereken bir kitap diye düşünüyorum.
Britanyalı bir yazarın kaleminden çıkan, "Frank O'Connor Uluslararası Öykü Ödülü" ve "Jerwood Kurmaca Keşif Ödülü" başta olmak üzere çok sayıda edebi ödüle layık görülen on yedi adet sarsıcı hikaye... Hayatın görülmeyen köşelerinde kalan, yaşanması ya da yaşanmış olduğu muhtemel olan öyküler akıcı, sade, samimi bir dille aktarılıyor okuyuculara. Bir düşünceyi aktarmak için sayfalar dolusu kelimelere ihtiyaç olmadığını görmüş oldum bu kitapla. Çünkü yazar, yarım sayfalık kısa bir hikayede de aynı etkileyiciliği üzerimde sürdürdü. Çeviri doyurucu. Eserin orjinal ismi kitap içinde geçen bir hikayenin adını taşıyan "The Redemption of Galen Pike". Ancak çevirmen bu ismi "Kuytu" olarak belirlemek istemiş. Haksız da sayılmaz. Taşranın ulaşılamaz bölgelerinde sıradan bir hayat yaşadığı düşünülen insanların kuytularına inebilen başarılı bir kalem için uygun bir isim. Ve çevirmenlik, yazarlığın başka bir kolu olduğundan motamot çeviriler edebiyatın içine sığmaz. İşin özü gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim akıcı, etkileyici bir öykü kitabıydı. Kitap, sizi sürpriz sonlarla karşılıyor olacak. Okuyun, okutun.
“ yara bere, leke, ağrı, haz, neyse ne,
tatsam, kekre. bir duyu aradım baştan beri.”
’ Enis Batur 'un sözüyle başlayalım söze
Ne zamn ruhen yorulsam kendımi öykü okurken buluyorum, dinleniyormusun hande dersenız iyi geliyor bana..
Gelelim kıtabımıza Kuytu bıze ne diyor bşrlıkte okuyalım mı?
"İnsanın, ailenin ve toplumun kuytularında gezinen sürprizli öyküler... Kuytu
""Kahramanlarının karanlıkta kalmış yanlarını bütünüyle aydınlatmadan, söylenmemiş sözler bırakarak anlatan Davies’in öyküleri, karlar altındaki Sibirya’dan Avustralya kırsalına, Viktorya dönemi Britanya’sından günümüz ABD’sine dek, zaman ve mekân bakımından hayli geniş bir uzamda geçiyor.
Hayırsever bir kadın, idama mahkum bir hükümlüyü ziyaret ediyor. Dulların yaşadığı bir kıyı kasabasına bir balıkçı cesedi vuruyor. Haitili bir dadı, beyaz yakalı patronlarından tuhaf bir istekte bulunuyor. Ücra bir çiftlikte yaşayan bir kadın, sırrını umulmadık bir kişiyle paylaşıyor. Kendi halinde bir belediye meclisi üyesi, Kraliçe Victoria’ya kalbini açıyor. Birmingham’lı bir kadın, Sibirya’da hayatını değiştirecek bir olaya tanık oluyor."
Duru sade bur anlatım karsılıyor okuru..
Bir bakın olurmu Kuytu
Kitabı elime aldığım anda kendimi bambaşka yerlerde bambaşka hayatların içinde buldum. “Kuytu” içindeki öykülerle okuyucuyu sürekli ters köşe yapan, her öyküde bahsedilen karakterlerin yalnızlığı, yaraları, geçmişleri, bugünleri ile içimize işleyen bir yapıya sahip. Bir adam ve kadının derinden paylaştıkları sessizlikleri, bir insanın geçmişinden gelen misafir, kraliçeye anlatılan bir hikaye, aşk ve nefretin iç içe geçtiği bir yolculuk, bir hayat hikayesi, mutluluğu bir adamın keline dokunarak almaya çalışan bir halk, sahip olduğu aileden kilometrelerce uzakta olmak zorunda kalan bir kadının bağ kurma çabası, bir adamın idama giderken içinde filizlenen ateş, ayrılıklar, sırlar, kesişen yollarla her hikaye başka bir yaraya dokunuyor. Kitabın kapağı da bundan ilham alınarak hazırlanmış.
Carys Davies’in dili o kadar akıcı ki… Her öyküyü okurken kendimi yeniden kitabın içinde buldum. Dili çok sade ve anlaşılır, tabi burda çevirmen Yasemin Akbaş’ın etkisinin de büyük olduğunu düşünüyorum. Genelde ters köşe kurgulanan eserlerde sonunu tahmin edebildiğimi fark ederim fakat Davies’in öykülerini okurken bunu hiç yapamadığımı fark ettim ve beni bu yönüyle de çok etkiledi. Kitabın bu yönünü yazar şöyle anlatmış bir röportajında:
“Burada amacım sadece ters köşe ya da sürpriz yapmak değil. Şaşırtmaktan ziyade öykülerimde dünyanın bir anda tamamen tersi tarafa dönüp konunun bambaşka bir boyutunu yansıtmasını seviyorum. Bu anlamda sürpriz değil de, belki aniden diğer boyutuyla bakmak desek çok daha doğru olabilir. Başka bir kişi olarak siz benim aklımda ne olduğunu bilemezsiniz. Ben sizin kafanızda ne olduğunu bilemem. Bunlar bizim insan olarak taşıdığımız gizemler, gizemli yanlarımız.”
Yaşanana farklı birinin gözüyle bakmak.. Ne kadar dokunaklı geliyor. Öyküler de tam olarak
Galler’de dünyaya geldi, Britanya dışında bir süre New York ve Chicago’da yaşadı. İlk öykü kitabı Some New Ambush’un ardından 2015 yılında yayınladığı Kuytu, aralarında Frank O’Connor Uluslararası Öykü Ödülü ve Jerwood Kurmaca Keşif Ödülü’nün de olduğu çok sayıda edebiyat ödülüne layık görüldü. Antolojilerde ve dergilerde yayınlanan öyküleri ayrıca BBC Radyo 4’te de seslendirildi. Kurmaca dışı yazılara da imza atan Davies’in son olarak 2018 yılında West adlı romanı yayınlandı.