Zaten, yaşam sadece önemli olaylardan ibaret olsa, gelişigüzel el sürülemeyecek, narin bir sırça köşk olur... Ancak
gündelik yaşam tam da gazete başlıklarındaki gibidir. Bu yüzden herkes, anlamsız olduğunu bile bile, pergelin ucunu kendi evine yerleştirerek ilgi alanını çizer.
Manzara olmasa bile manzara resmi görmek istemek insanlık hali olsa gerek. Manzara resimlerinin doğası zayıf olan yerlerde, gazetenin ise insanlar arası bağların zayıf olduğu endüstriyel alanlarda o yüzden geliştiğini bir yerlerde okumuştu.
Aslında, öğretmenler kadar kıskanç varlıklar son derece azdır... Öğrenciler her yıl, akan bir ırmağın suyu gibi, öğretmenlerin üzerinden akar gider ama o akıntının dibinde, sadece öğretmenler, çöküvermiş kayalar gibi, hep oldukları yerde kalırlar. Ümit sözcüğünü başkaları için kullansalar da, kendileri rüyalarında bile göremezler. Onlar, kendilerini işe yaramaz çöplük gibi görerek ya mazoşist eğilimlere kapılır ya da başkalarının pervasızlıklarından şikayet eden fazilet savaşçıları haline gelirler. Başına buyruk hareketlere hayran oldukları halde, başına buyruk hareketlerden nefret etmeden durmazlar...
Her şeyden öte, şu yaptıkları hiçbir işe yaramaz ki. Ben at ya da inek değilim ki, iradem dışında zorla çalıştıramazlar. İşgücü olarak işe yaramayacağıma göre, beni bu kum duvarların arasına hapsetmelerinin hiçbir anlamı olmaz. Kadın açısından da, feci bir belayı başına almış olmaktan öteye geçmez.