Küçükler çok benzeşirler: Korku ile acının derinleştirdiği anlayışlı gözler, yaşlarına nisbetle ağır tecrübelerin kırıştırdığı ve soldurduğu mânalı yüzler, tahammülün düşürdüğü başlar ve ümit...
“Ondan, donunda kırmızı bir leke görür görmez hemen koşup kendisine haber vermesini istedi. Kızına, bu işaretin haberini alır almaz kendisine sıkı bir tokat atacağını, bunun âdet olduğunu söyledi. Uzun uzun annelerine gelip kırmızı işaretlerini haber vermeyen kızların kötü yola nasıl düştüklerini anlattı. Annelerin tokat atmasının şart olduğunu, bu tokatm kızları kötü yola düşmekten koruduğunu haber edip, “Sakın saklama,” dedi. Dirmit’i yeniden sıkı sıkı tembihledi. Korkmaması için öğüt verdi. Ama Dirmit annesini dinledikçe korkudan bayılacak hale geldi. Tir tir titremeye başladı. Ö titrerken Atiye bu defa nasihate başladı. Genç kızların fazla konuşmasının iyi sayılmadığını, bacaklarını uzatıp oturmalarının ayıp olduğunu saydı döktü. O sayıp döktükçe Dirmit’i bir ateş bastı. Önce her yanı kızardı, sonra eli ayağı buz kesti. Beti benzi uçtu. Ardından bir seğrime bir solumayla sarardı, soldu, kül gibi oldu.
“Kimini sevdi, kiminden korktu, kiminden kaçtı. Yorganların altına saklandı. “Vikingler geliyor,” diye bağıra çağıra uykulardan uyandı. Huvat yeşil kitaplarını açıp Dirmit’in başına oturdu. Atiye kızına kurşun döktürdü. Elinden tutup dergâhlara götürdü, şifalı sular içirdi. Yatırların başına mum dikti, tuz döktü, tel taktı.