Daemon: Hoşuna giden bir şey gördün mü Kedicik ?
Bakışlarımı yumruk yaptığı ellerine indirdim. Eklem yerlerinde sıyrık bile yoktu.
Katy: Işık...ışık gördüm.
Daemon: Eh, tünelin sonunda ışık var , derler. Kahretsin, üzgünüm. Bu çok düşüncesizceydi. Ne kadar kötü yaralandın?
Katy: Boğazım... acıyor. Bileğimde öyle kırılıp kırılmadığından emin değilim.
Daemon: Kırılmış ya da incinmiş olabilir. Hepsi bu kadar mı ?
Katy: Hepsi mi ? Adam.. beni öldürmeye çalışıyordu.
Daemon: Bunu anlıyorum. Önemli bir şeyi kırmadığını umuyordum. Kafatasını mesela ?
Katy: Evet,ama... kimi istiyordu ?
Daemon: Sapık bir katile lastiğini değiştirmesine yardım edecek kadar aptal bir kızı belki ...
Katy: Amma aşağılıksın. Sana bunu söyleyen oldu mu hiç?
Daemon: Ah Kedicik, kutlu hayatımın her bir gününde hem de.
Hiçbir söz demedim. Onun yanından geçip kapıya yürürken kalbim güm güm çarpıyordu.
Daemon: Kat?
Derin bir nefes alıp ona baktım.
Katy: Ne var?
Dudakları bir gülümsemeyle aralandı.
Daemon: Meydan okumaları severim, biliyorsun, değil mi?
Belli belirsiz güldüm, sonra ona veda ettim, kapıya yürüdüm.
Katy: Ben de severim Daemon. Ben de.
Katy:Alo?
Daemon: Sen aklını mı kaçırdın yahu?
Katy: Kes sesini Daemon! Olan oldu. Tamam mı? Dee iyi mi?
Daemon: Evet, Dee iyi. Ama sen değilsin! Arum'u kaybettik ve Dee, senin şu anda lanet olası bir dolunay gibi parladığını söylediği için bahse varım peşindedir.
Katy: Eh, plan da buydu zaten.
Daemon: Sıradaki soru Kedicik?
Katy: Neden bana böyle diyorsun?
Daemon: Bana, tırnaklarını gösteren ama ısırmayan kabarık tüylü, küçük bir kedi yavrusunu hatırlatıyorsun.
Katy: Tamam, bu hiç mantıklı değil.