Hep bir bahçe düşünürüm.
İlerde, doğuda, tepesi karlı, mavi ve yüksek dağlar..
Bahçede gül çitleri,gerçek doğu gülleri, iğdeler..
Kuş esintileri, gül kokusunun merhabası.
Bahçede gezinen alnı aydınlık insanlar.
Az ve yavaş konuşmalar,ne üzüntü çığlığı, ne neşe kahkahası.
Sabah rüzgarı esintisi ve bahar..!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Suya bakan bir tahta sırada oturuyoruz. O sözcükleri çevirirken, ben hayran hayran ırmağın karşısındaki kenti seyrediyorum. Kendi geçmişini daha yeni öğrenmiş biri olarak, kendimi böyle tıka basa tarih dolu, geçmişi bütünüyle korunmuş, belgelenmiş bir yerde bulmaktan huşu içindeyim. Olağanüstü bir şey bu.
Sur le pont d’Avignon
L’on y danse, l’on y danse
Sur le pont d’Avignon
L’on y danse tous en rand³⁰
“Ben küçükken Mamán öğretmişti,” diyor, ansızın çıkan, sert, soğuk rüzgâra karşı eşarbının düğümünü sıkılarken. Hava serin ama gökyüzü mavi, güneş parlak. Metalik gri Rhône’un geniş tarafına
vuruyor, ırmağın yüzeyinde kırılıp minik ışık parçacıkları oluşturuyor.
“Bu şarkıyı her Fransız çocuk bilir.”
Sanırım cam duvarlara alıştım
ve cam kırıldığı, tek başıma kaldığım takdirde suyla birlikte dışarıya
fışkırıp kendimi hiç bilmediğim, engin bir boşlukta umutsuzca çırpınırken, soluk almak için deli gibi debelenirken bulmaktan ödüm kopuyor.
Ömrüm boyunca cam bir tankın içindeki, saydam olsa da nüfuz edilemez, aşılamaz bir engelin gerisindeki bir akvaryum balığı gibi güvenle yaşadım. Karşı taraftaki parıltılı dünyayı gözlemekte, canım isterse kendimi onun
içinde düşlemekte özgürdüm.