Bazen, bilhassa geceleri, insanın yüreğine bir ağırlık çöker. Anlaşılmak istersin, anlatmak istersin, dinleyecek birileri olsun istersin. Sadece birisiyle konuşmak istersin ama seni anlamayacağını ve sen teselli istemediğin halde boş tesellilerle seni avutacağını bildiğinden elin gitmez yazmaya. Bazen insan anlatmadan anlaşılmak, bağırmadan da duyulmak ister.
Ama haykırsa dahi lâl kesilir tüm kelimeler.
Hiç değilse bir kez layıkıyla dinlesinler istersin. Sen olsan dinlersin çünkü. Aslında en iyi dinleyiciler de, en iyi teselli verenler de bunlara en çok ihtiyaç duyanlar olur. Çok güzel bir dinleyicisindir çünkü kimse seni dinlememiştir ve sen o yükün ağırlığını biliyor, başkalarına yaşatmak istemiyorsun. Çok iyi teselli ediyorsundur çünkü senin ihtiyacın varken tek bir insan evladı dahi çıkıp sana iyi hissettirecek bir kelime etmemiştir.
Nerede eksik hissediyorsa orayı tamamlar insan.
Teselli lazımsa en iyi teselliyi verendir, dinlenmek istiyorsa en iyi dinleyendir, görünmek istiyorsa içini görendir, anlaşılmak istiyorsa fısıltıları bile duyandır. Hangi yerde eksik kaldıysa yüreği, kendinde oraları doldurur; tattığı his öyle boğaz yakıcı, öyle kötü bir izdir ki damağında, başkaları yaşamasın diye eksik gördüğü her şeyi kendinde tamamlar.
Kelimeler dudakta lâl, hevesler kursakta kal olursa insan sessizleşir ve her sessizlik, aslında bir zamanlar duyulmak için atılmış haykırışlardır.
Her sessiz insan, zamanında haykırsa da duyulmamıştır ve her çırpınış biraz daha acıtır insanın boynundaki urganı.