"Hayatıma iki hastalık hastası kadın girdi, ebevenlerimin annelerinden bahsediyorum. Evlatlarının canlarından can çalan, çevrelerindeki çiçekleri dahi umutsuz çehrelerinden süzülen bir bakış ile solduran iki bambaşka karakterde ancak aynı kederde yoğrulmuş kadın, ne zaman mutlu olacağım bir an gelse benden hep bir adım ötedeydi. Ya hastanelik olurlardı, ya hastanelik ederlerdi. Bütün ilgi ve alaka onların üzerine spot ışığı gibi çökerdi. Yetinmezlerdi, yetindiremezdin onları. Haşa yaşama tutunmak için evlatlarının damarlarından akan, gençlikle bezeli sevgi dolu sözcüklerden beslenirlerdi. Onlar yüzünden o evde yıllarca yapayalnız kaldım. Onlar yüzünden o evde hep yapayalnız kalacağım. Bu iki kadın yetmişlerine merdiven dayarken ben hala ocağa uzanamayan, boş buzdolabını seyreden, karanlıktan ve sesten ürken küçük bir çocuk gibi kendime yaşamayı layık görmeyi başaramayacağım."
Yıllardır elime almadığım, konusunu dahi hatırlamadığım bu kitapta altını çizdiğim tek yer, tesadüf değil :)

İrem

@iiremb_
·
Yaşamda ardından koşulan şeye ancak bazı bazı en çok değer verdiğimiz şeyi yitirmeyi göze alarak erişebileceğimizi anlamak için biraz yaşamış olmak gerekir kuşkusuz.
Reklam
Benim harcım değil kötülük fırtınasında liman olmak!
Güneşin altında terleyen, çileyi çeken peygamberlerin kendisidir; onların açtığı gölgede serinleyip meyve yiyenler ise ümmetleri ve insanlıktır. 1. Rollerin Tersine Dönmesi: Çileyi Çeken Önderler Normal toplumsal hiyerarşide liderler gölgededir, tebaa ise güneşin alnında çalışır. Peygamberlik müessesesinde ise durum tam aksidir. Peygamberler, insanlığın manevi ve ahlaki kurtuluşu için en ön safta saf tutmuş, en büyük bedelleri ödemişlerdir. Hz. Nuh: Yüzyıllarca alaya alınarak, sıcakta ve zorlukta o gemiyi inşa etmek için ter döktü. Gemi bittiğinde ve tufan koptuğunda, insanlık onun emeğinin "gölgesinde" hayatta kaldı. Hz. İbrahim: Putperest bir toplumun içinde tek başına mücadele etti, ateşe atılma pahasına doğruluktan şaşmadı. Bugün milyarlarca insan onun kurduğu tevhid inancının ve teslimiyetin meyvelerini topluyor. 2. Maddi Çile ve Manevi Konfor Peygamberler, getirdikleri nizamla insanlığa hem dünyevi bir huzur hem de uhrevi bir kurtuluş vaat ettiler. Kendileri ise dünyada çoğunlukla hasır üzerinde uyudu, günlerce aç kaldı. Hz. Musa: Firavun’un sarayındaki hazır "meyveyi ve gölgeyi" reddederek, kavmiyle birlikte çölün sıcağına, sürgüne ve göçebeliğe talip oldu. Kavmi sık sık şikayet ederken (bıldırcın eti ve kudret helvası isterken), o yükü omuzlayan taraftı. Hz. Muhammed (s.a.v.): Mekke’de boykot yıllarında açlıktan karnına taş bağlayan, Taif'te taşlanan, Uhud'da dişinden olan oydu. O bu çileyi çekerken, kurduğu adalet düzeni sayesinde bugün İslam dünyası onun getirdiği ahlakın, kardeşliğin ve hukukun meyvesini yiyor. Kendisi bir devlet başkanı olduğunda bile lüks içinde yaşamadı, geriye maddi bir miras bırakmadı. 3. Bedeli Ödeyen Ağacı Diker Onlar, "Benden sonrakiler gölgesinde otursun" diye fidan diken bilge bahçıvanlar gibidir. "Kıyametin
Duygu ve Düşünce
Bazı insanlardan o kadar nefret ediyorum ki onlarla hiçbir yerde denk gelmek dahi istemiyorum.
Kitleler için söz konusu olan savunma biçimi, bir kişinin eziyet, işkence veya hapis cezası sonrası kendisinde oluşmuş olduğu kurtarıcı model ya da mazlum bir kişiliği olduğunu düşünmesidir. Kitlelerin doğru adam tanımı buna göre şekillenir. Hatta o kadar gidebilir ki aksi bir davaya hizmet etse bile kişide oluşan o imaj her sözünün üzerinde derin tefekkürler sağlanmasına dâhi yol açabilir.
Duygu ve Düşünce
Toprak kokuyor şimdi ruhun az önce çiçekler bıraktım eteklerine İnan beni düşmanlarım dahi bu kadar erken terk etmediler Çocukluğumun en erken akşamı bir kadeh rakı şereflerine Şifa olsun demek isterdim sana hoşçakal demek yerine
Müzik
Reklam
Reklam