Zaman akıyor da ya sen?
Puan vermedi·160 syf.··
2026 5. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 16:11
Şüphesiz ki çoğumuz zamanın ne kadar kıymetli ve geri getirilemez olduğunun farkındayızdır. Zaman, bu kadar ehemmiyetli iken bu farkında oluş tek başına yeterli değildir ve tek başına bizlerin yaşam kalitesinde değişikliğe yol açmaz. Zamanın kıymetini bir şeyleri kaybedince ya da bazı fırsatları kaçırınca daha iyi idrak ederiz. O anlarda bir saniyeyi dahi geri getirememek en büyük pişmanlığımız ve yakarışımız haline gelir. Keşkelerle boğuşur, ah vah ederiz. Böyle durumlarda zamanın acımasız ve hızlı geçişini iliklerimize kadar hissederiz. Zaman, her ne kadar bizler için soyut bir kavram gibi görülse de aslında en somut, yaşamımızın düzenini en çok belirleyen ve hayat kalitemize en çok etki eden mefhumdur. Biz zamanı her şeyden bağımsız, bizimle ilgisi olmayan ve kendi halinde alan bir nehir gibi zannederiz. Oysa saçlarımız beyazlayınca anlarız zamanın ne kadar hızlı geçtiğini ve o zaman anlarız yılların bizi eskiten bu acımasız geçişini. Yüce Allah'ın, ayetine zamana yemin ederek başlaması onun aslında ne kadar önemsenmesi ve dikkatli kullanılması gereken bir değer olduğunu gözler önüne seriyor. "Zamana yemin olsun ki insan ziyandadır." Burdan anlaşılması gereken bir diğer husus ise zamanı boşa tüketen insanın açıkça bir ziyanda olduğudur. En kötüsü ise insanın ziyanda olduğunun farkında olmayışıdır. Kısaca, zaman ziyan eder. Zaman sizi yönetirse sizi ziyan eder, zarara uğratır. Siz zamanı yonetirseniz hayatınızın düzenini kuracak en büyük sermayeyi elinize almış olursunuz. Ve büyük yararlar sağlarsınız. Allah da inşirah süresinde bizlere; "O halde mühim bir işi bitirdiğinde hemen başka bir mühim işe sarıl. Dua ve niyazla yalnızca Rabbine yönelip yalvar!" Buyurmaktadır. Allah tembelliği değil, dünya ve ahiret için çalışmayı öğütler. Kitapta birkaç örnekte bazı
Zamanın Kıymeti-Pratik BaskıAbdulfettah Ebu Gudde · Takdim Yayınları · 20197,3bin okunma
Puan vermedi
Bugün masamda, sayfalarını nasıl çevirdiğinizi anlamayacağınız, kuantum fiziği teorilerini nefes kesici bir gerilimle harmanlayan enfes bir bilimkurgu romanı var: Blake Crouch’tan Karanlık Madde. Hikayenin merkezinde, geçmişte büyük bir bilimsel kariyer ile ailesi arasında seçim yapmak zorunda kalmış ve tercihini sakin bir aile hayatından yana kullanmış fizik profesörü Jason Dessen yer alıyor. Jason, eşi Daniela ve oğlu Charlie ile Chicago’da mutlu bir yaşam sürerken, bir gece maskeli bir yabancı tarafından kaçırılıyor ve kendisine enjekte edilen bir kimyasalın ardından gözlerini açtığında, bildiği her şeyin tamamen değiştiği bir gerçeklikle karşılaşıyor. Bu yeni dünyada eşi onunla hiç evlenmemiştir, bir oğlu yoktur ve kendisi laboratuvarda imkansızı başararak kuantum süperpozisyonunu insan boyutuna taşımış dahi bir bilim insanıdır. Jason, çoklu evrenlerin ve seçilmeyen yolların yarattığı bu devasa labirentte, kendi gerçekliğini ve ailesini bulmak için zamana karşı amansız bir mücadeleye girişiyor. Schrödinger'in Kedisi teorisini bir insanın hayat seçimleri üzerinden yeniden yorumlayan roman, temposunu bir an bile düşürmeyen yapısıyla okuyucuyu sürekli ters köşe yapıyor. Sürükleyici bir paralel evren macerası sunmanın yanı sıra, insanın kendi geçmişiyle, pişmanlıklarıyla ve *"O kararı vermeseydim bugün kim olurdum?"* sorusuyla yüzleşmesini sağlayan derin bir felsefi sorgulamayı da beraberinde getiren bu eseri, bilimkurgu ve gerilim seven herkesin mutlaka kitaplığına eklemesini öneririm.
Karanlık MaddeBlake Crouch · Doğan Kitap · 2018412 okunma
Reklam
Puan vermedi·128 syf.··
2019 4. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2019 00:00
Bu gün uzun zamandır sık sık gördüğüm, @muhammethasankaya nın kaleminden #zeynep le geldim. Kendisi @okumacemberiolusturalim etkinliğimin biten dördüncü kitabı olur ayrıca. Ben kitabı nasıl anlatacağımı bilemezken, o bize hüznünü dibe vurdurup, platonik bir aşkı anlatıyor. Yıllar sonra karşılaşıyor çocukluk aşkıyla. Geçen zamana rağmen unutmadığını, bırakın sesini, tenini, kokusunu, başlı başına var olmasını dahi nasıl sevdiğini anlatıyor. Kadın gelip "sen ölsen ben daha çok mutlu olurum" dese ölecek, o derece. Öyle bir yüceltiyor ki içinde, an geliyor kendini 'o' nu sevmeye dahi layık görmüyor. Bu halleri alıp karşıma konuşma isteği uyandırdı. "bak güzel kardeşim o işler öyle olmuyor, biz de geçtik o yollardan" demek istedim :) Bazen o kadar vazgeçti ki, daha yoğun hissedebilmek, o melankolik havaya girmek için satır aralarında ki şarkıları dinleyerek okudum. Belki biraz daha gerçekçi olmasaydım, ya da ne bilim o çoook eski ben olsaydı, duygu bakımından etkilenebilirdim. Keyifli okumalarınız daim olsun...
ZeynepMuhammet Hasan Kaya · Karina Kitap · 201585 okunma
Demokrasi Kendi Düşmanlarına Ne Kadar Hoşgörülü Olmalıdır?
9/10
·506 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 08:27
Vural Savaş'ın Militan Demokrasi Eserinde Demokrasinin Kendini Savunma Hakkı Vural Savaş'ın Militan Demokrasi adlı eseri, Türkiye'de demokrasi, laiklik ve anayasal düzen tartışmalarına "kendini savunan demokrasi" perspektifinden yaklaşan önemli çalışmalardan biridir. Eserin temel tezi, demokrasinin sınırsız bir özgürlük rejimi olmadığı; aksine kendi varlığını ortadan kaldırmayı hedefleyen hareketlere karşı kendisini koruma hakkına ve hatta yükümlülüğüne sahip olduğudur. Yazar, bu görüşünü öncelikle anayasal hukuk zeminine oturtmaktadır. Anayasa Mahkemesi kararlarına atıf yaparak, dinsel hak ve özgürlüklerin dahi kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu yararı gerekçeleriyle sınırlandırılabileceğini vurgular. Bu yaklaşım, özgürlüklerin mutlak olmadığı, demokratik sistemin devamı için belirli sınırlar içinde kullanılmaları gerektiği düşüncesine dayanmaktadır. Savaş'a göre demokrasi, kendi araçlarını kullanarak demokrasiyi ortadan kaldırmak isteyen akımlara sınırsız özgürlük tanıyamaz. Böyle bir tutum, demokrasiye hizmet etmek yerine onu savunmasız bırakmak anlamına gelir. Kitapta savunulan demokrasi anlayışı, siyaset bilimi literatüründe "militan demokrasi" veya Alman hukukundaki adıyla "mücadeleci demokrasi" olarak tanımlanmaktadır. Bu anlayış, demokratik düzenin düşmanlarına karşı pasif kalmaması gerektiğini savunur. Yazar, özellikle laiklik ilkesini hedef alan hareketlerin, demokratik mekanizmaları kullanarak teokratik bir rejim kurma amacına yönelebileceğini ileri sürmekte ve bu nedenle demokrasinin kendisini savunma refleksi geliştirmesini zorunlu görmektedir. Eserde dikkat çeken bir diğer husus, siyasal partilerin demokratik sistem içindeki rolüne ilişkin değerlendirmelerdir. Savaş, anayasal düzeni reddeden veya onu değiştirmeyi amaçlayan siyasi
Militan DemokrasiVural Savaş · Bilgi Yayınevi · 200045 okunma
"Cehennemde yanacaklara adanmıştır."
10/10
·648 syf.··
2026 10. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 00:54
Spoiler İçerir Tanrı'nın Psikopat Çocukları; insanın karanlık yönlerini, ahlak ve din algısını, toplumun dayattığı kuralları sorgulayan bir konuya sahip. Kitabı okurken derin düşüncelere dalıp kendinizi sorgulayacaksınız. Yazar, karakterlerin iç dünyalarını, yaşadıkları çatışmaları, insan ruhunun karanlık yönlerini ustalıkla ortaya koymuş. Şimdi size soruyorum; Çocuğunuzun hayatını kurtarmak için birini öldürür müydünüz? Çocuğunuzun hayatı için şeytanla Tanrı arasında bir seçim yapmak zorunda kalsaydınız hangisini seçerdiniz ? Bazen en masum insanın da çok sevdiği başka birini kurtarmak için / sözde sağladıkları adaleti gerçekten yerine getirmek için bir psikopata dönüşebileceğini söylesem... "Cennetin güzellikleriyle melekleşen karanlık bir ruhun tutsaklığı ancak CEHENNEMİN RUHUYLA ÖZGÜRLEŞİR!" Nefes nefese , gözünüzü dahi kırpmadan okuyacağınız, gerilimi tüm vücudunuzda hissedeceğiniz bir roman. Keyifli okumalar...
Tanrı'nın Psikopat ÇocuklarıAlein Kentigerna · Panama Yayıncılık · 2017839 okunma
9/10
·264 syf.··
2026 24. kitabı
‎Fatih Cem Gülbent’in Akıl Odaları, gerilim türünün alışılagelmiş "katili bulma" döngüsünden sıyrılarak, okuru çok daha tekinsiz bir labirente davet ediyor: Bireyin kendi zihni. Kitap, dışsal bir tehditten ziyade, insanın kendi duvarları arasına nasıl hapsolduğuna dair edebi bir manifesto niteliğinde. Zihin, kendi sınırlarını bilmediği sürece attığı her adımın bir yankıdan ibaret olduğunu anlıyor. “Kendi kimliğini sağlamlaştırmadıkça ilerleyeceğin yolları aydınlatamazsın” tespiti, romanın temel çatışmasını oluşturuyor. Gülbent, karakterlerini karanlık odalara hapsederken aslında onları kendileriyle yüzleşmeye zorluyor. İnsanın insanla buluştuğu o kadim köprü ise yine kitaplarda kuruluyor: “Çünkü insan kalmak, insan olmak ve insana ulaşmak kitapladır.” Bu, yazarın okura sunduğu en saf ve hakikatli çıkış kapısı. ‎ ‎Yazar, okumayı sadece entelektüel bir birikim değil, bir disiplin ve inşa süreci olarak tanımlıyor. Birikimli bir zihnin analitik gücünü vurgularken, istikrarın önemini de matematikle temellendiriyor. On yılda 550 kitap bitirmenin sadece niceliksel değil, niteliksel bir "dönüşüm" olduğu gerçeği, bir sinir bilimcinin vizyonuyla birleşiyor: “Hayattaki her şeyde takaslar vardır. Yani merakımızdan dolayı bir televizyon programı izliyorsak başka bir işe ayıracağımız zamandan kullanıyoruz demektir. Belki de daha önemli olan işlerimizi bir şekilde erteliyoruzdur.” Bu takas, aslında modern insanın kendisine sunduğu bir illüzyonun ifşasıdır. Çoğu zaman daha büyük bir "kendi" inşa etmek için harcamamız gereken vakti, anlık hazların veya dikkat dağıtıcı gürültülerin kurbanı ederiz. Gülbent burada bize şunu hatırlatır: Okumaya ayırdığınız her dakika, aslında dünyadaki yüzeysellikten vazgeçip derinliğe yatırım yaptığınız bir "varoluş takasıdır." Zamanı ertelediğimiz o
Edebiyat
Akıl OdalarıCem Gülbent · Dex Kitap · 202417 okunma
Reklam
Reklam