Murat Aktan

Murat Aktan
@daimakitap1

Murat Aktan

, bir kitap okudu
10/10
·176 syf.··
2023 46. kitabı
Hayati Sır
8.3/10 · 66 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·408 syf.··
2023 45. kitabı
Kayıp Ağaçlar Adası, çok yönlü ve katmanlı içeriğiyle; baştan sona hüznü bir esinti gibi hissettiğiniz ama buna rağmen umudu da taşıyan etkileyici bir roman. Üç farklı zaman diliminden anlatımıyla, bir yandan Kıbrıs'ın üzücü tarihine konuk olup, bir yandan da annesinin ölümünün ağırlığını taşıyan Ada'yla, geçmişin travmaları genlerle sonraki nesillere aktarılıyor olabilir mi sorusunun cevabını arıyoruz. Kitabın en çarpıcı yanı; bize bu dünyadaki tek canlı türünün insanlar olmadığını hatırlatan, hayvanlar ve bitkiler dünyasının büyüleyici yanlarını ve yaşanan her şeyin onlar üzerindeki etkilerini de anımsatan, kitap boyunca bizimle konuşan 'incir ağacı' şüphesiz. Yazar, kitabın sonunda, her ne kadar kurgu olsa da kitaptaki çoğu olayın tarihi gerçeklere ve olaylara dayandığını belirtmiş. Fakat kitabın geneline baktığınızda; kim kime ne yaptı değil de 'insan insana' bunu yaptı düşüncesinin öne çıktığını görüyorsunuz. Karakterlerin de değindiği gibi, savaşın kazananı yok ve her türlüsü çok üzücü ama komşularınızın düşmanınız olduğu iç savaşların kederi bir başka. Kitaptaki tarihsel detayların gerçekliği ile ilgili cevabı da yine karakterler veriyor bize aslında. Herkes kendi bakış açısından anlatacak ve çoğu zaman bunların birbirine uymadığını göreceğiz. Tam da bu noktada, "Çok gezen mi, çok okuyan mı bilir?" sorusu takıldı aklıma. Çok okuyan farklı bakış açıları elde edebiliyor ama doğru bilgiyi araştıran, bulan biliyor. İncir ağacının dediği gibi, gerçek çok derinlerde. Gezme kısmına gelince; gidin Kıbrıs'a, Barbarlık Müzesi'ni görün, duvarların fısıldadığı acıları dinleyin....
Kayıp Ağaçlar AdasıElif Şafak · Doğan Kitap · 20233,367 okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2023 44. kitabı
Birçoğumuz evrenin hafızasına, yaşananların kitaplardaki gibi çarpıtılmadan, tüm gerçekliğiyle orada toplandığına inanıyoruz. Bilgiler birikiyor ve size ulaşmak için orada bekliyor. Siz farkında bile olmadan ona ulaştıkça tarih tekrar edip duruyor. Devridaim kurgusunda ise Macit'in benzer ama biraz daha farklı bir görüşü var bu konuyla ilgili. O 'su' yun hafızasına inanıyor. Heraklitos 'Aynı suda iki kere yıkanılmaz' demiş ama Macit, tarih döngüsünde aynı suda tekrar tekrar yıkandığımızı düşünüyor. Ona göre su, toprağa dökülüyor, buharlaşıp gökyüzüne ve sonra da yağmur olup tekrar bizlere geliyor. Geçmişten aldıklarını geleceğe taşıyarak... O yüzden de Macit, Işık, Serkan, Demet, Ahmet gibi niceleri benzer şeyleri yaşayıp duruyor. Sizce de bu görüşünde haklı değil mi? Kitap üç farklı zamanda ilerliyor. 1868 yılında Ahmet Vefik Paşa, bir yandan 'Zor Nikah' oyunu yazarken, bir yandan da İstanbul'un su sorununun nasıl çözüleceğini düşünüyor. 1968 yılında Macit, bir yandan dönemin olaylarının içinde kaybolmamaya çalışırken bir yandan da Işık'a kavuşabilmenin yollarını arıyor. Günümüzde ise Serkan, bir yandan damacana su işinden ayrılıp daha iyi bir işe girmeye çalışırken bir yandan da Müzeyyen'e açılıp açılamayacağını düşünüyor. Ve tüm bu hayatlar; ilginç şekilli bir taş, tesadüf mü, değişebilir miydi diye düşünülen keşkeler ve pişmanlıklarla hiç beklenmeyen bir şekilde kesişip, şaşırtıcı bir sonla biraraya geliyor. Akıcı, merak uyandıran, kafanızdaki acaba farklı bir seçim yapsaydım ne olurdu sorularına da kendince cevap veren güzel bir kurgu. Ödüllü olması kesinlikle şaşırtıcı değil. Hayatın içinden dolu dolu kurguları sevenlere tavsiye ederim.
DevridaimEzgi Tanergeç · Bilgi Yayınevi · 2023174 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2023 43. kitabı
İkinci Dünya Savaşı, Nazi işgali, toplama kampları ve akıl almaz detaylarla ilgili birçok kitapla karşılaştık. Ortak noktaları, insanlığa dair bir utanç, yoğun bir dehşet ve hüzündü. Fakat aynı dönemin tüm o detaylardan uzak, işgal altındaki bir ülkede günlük yaşamın sıradanlığına sığınarak anlatılmasının, böyle derinden bir acı hissettirmesi çok farklı ve beklenmedik. Hollanda'da savaşın uzağında olduğunu düşünerek yaşayan bir aile hayatına devam etmeye çalışıyor. Dışarıdan gelen haberlere rağmen, böyle bir durumda yapabilecekleri tek şeye; 'bize bir şey olmaz' cümlesindeki iyimserliğe sığınıyorlar. Çünkü hayat devam etmek zorunda. Ve biz o ailedeki genç kızın gözünden, gündelik yaşamın ve umudun neye doğru evrildiğini okuyoruz. Ama asla depresif, duygusal bir havaya sığınmıyor yazar. Zaten kitabın çarpıcı yanı da bu. Tüm o sıradanlığın içindeki değişimi satır aralarından kendimiz bulup çıkarıyoruz. Mesela, genç kız alışverişe çıkarken, annesi 'hava erken kararıyor, geç kalma' diyor. Genç kız çocukluğunda sokakta oynamaya çıktığında buna benzer cümleler duyduğunu anımsıyor. Ve biz annenin bugün bu cümleyi bambaşka nedenlerle kurduğunun farkındayız. Saklanmak, farklı kimliklere sığınmak, anne baba evden alınıp götürülürken arka kapıdan kaçmak... Kalabalık, neşe dolu bir aileden geriye kalan tek kişi olmak.... Yazar, kitabı kendi yaşamından esinlenerek yazmış. Bu kadar sade ve düz bir anlatımdan böyle etkilenmek, belki biraz dönemi bilmemizden kaynaklanıyor. Ama bilmeseydik de umut ve umutsuzluğun aynı cümleye nasıl sığındığını farkederdik diye düşünüyorum. Anlamlı ve sarsıcı... Böylesine farklı bir bakış açısı okunmalı diye düşünüyorum, tavsiyemdir.
Acı OtlarMarga Minco · Doğan Kitap · 2023266 okunma