Birçoğumuz evrenin hafızasına, yaşananların kitaplardaki gibi çarpıtılmadan, tüm gerçekliğiyle orada toplandığına inanıyoruz. Bilgiler birikiyor ve size ulaşmak için orada bekliyor. Siz farkında bile olmadan ona ulaştıkça tarih tekrar edip duruyor.
Devridaim kurgusunda ise Macit'in benzer ama biraz daha farklı bir görüşü var bu konuyla ilgili. O 'su' yun hafızasına inanıyor. Heraklitos 'Aynı suda iki kere yıkanılmaz' demiş ama Macit, tarih döngüsünde aynı suda tekrar tekrar yıkandığımızı düşünüyor. Ona göre su, toprağa dökülüyor, buharlaşıp gökyüzüne ve sonra da yağmur olup tekrar bizlere geliyor. Geçmişten aldıklarını geleceğe taşıyarak... O yüzden de Macit, Işık, Serkan, Demet, Ahmet gibi niceleri benzer şeyleri yaşayıp duruyor. Sizce de bu görüşünde haklı değil mi?
Kitap üç farklı zamanda ilerliyor. 1868 yılında Ahmet Vefik Paşa, bir yandan 'Zor Nikah' oyunu yazarken, bir yandan da İstanbul'un su sorununun nasıl çözüleceğini düşünüyor. 1968 yılında Macit, bir yandan dönemin olaylarının içinde kaybolmamaya çalışırken bir yandan da Işık'a kavuşabilmenin yollarını arıyor. Günümüzde ise Serkan, bir yandan damacana su işinden ayrılıp daha iyi bir işe girmeye çalışırken bir yandan da Müzeyyen'e açılıp açılamayacağını düşünüyor. Ve tüm bu hayatlar; ilginç şekilli bir taş, tesadüf mü, değişebilir miydi diye düşünülen keşkeler ve pişmanlıklarla hiç beklenmeyen bir şekilde kesişip, şaşırtıcı bir sonla biraraya geliyor.
Akıcı, merak uyandıran, kafanızdaki acaba farklı bir seçim yapsaydım ne olurdu sorularına da kendince cevap veren güzel bir kurgu. Ödüllü olması kesinlikle şaşırtıcı değil. Hayatın içinden dolu dolu kurguları sevenlere tavsiye ederim.