Aslında eşinin yüzünden hiç eksik olmayacak bir huzur ve zaman içinde hiç değişmeden aynı yoğunlukta devam edecek duyguyu aramak, her erkeğin ve kadının gizli amacı değil mi? İşte aşkın kuralı bu. Bu kuraldan azıcık uzaklaşmaya gör, değişirsin, soğursun, ızdırap çekersin, belki de benim idealim herkesin ortak idealidir. Bu, cinsiyetler arasındaki ilişkinin en berrak hâli, toplumsal olgunluğun en yüksek noktası değil mi?
Tanrım, ne kadar da tatlı! Böyleleri de varmış dünyada! diye geçirdi aklından. Bakışlarından dehşete düştüğü okunuyordu.
Bu beyazlık, bu gözler... Sanki karanlık bir kuyunun dibindeymiş gibi parlıyor bir şeyle... Ruhla galiba! Gülüşünü bir kitap gibi okumak mümkün. Gülüşün arkasındaki o dişler; yüzü... Omuzlarına ne kadar zarafetle oturuyor, bir çiçek gibi salınıyor, esans saçıyor...
"Doğru, bollaşmış ve yıpranmış yırtık pırtık bir kaftan gibiyim, fakat iklimden ya da çalışmaktan değil bu; çıkış yolu arayıp bulamayan, yalnızca kendi hapishanesini yakan, niyete dönüşemeyip sönen, içimdeki o ışığın on iki yıldır kilitli kalmasından. İşte, on iki yıl böyle geçti, sevgili Andrey. Artık uyanmak gelmiyor içimden."