Burada öğrettiklerine göre varoluşun çoğu ıstırap çekmek. Istırap da arzulardan geliyor. Demek ki eğer arzuları ortadan kaldırabilirsek, o zaman ıstırabı da kaldırmış oluruz. Bu tabii doğru bir bakıma. Dünyada çok ıstırap, çok sefalet var, tamam; ama bir yığın da zevk var. Eğer bir insan ıstıraptan kurtulmak uğruna tüm zevkleri de en baştan reddediyorsa, ne kazanır? İçinde ne ıstırap ne de zevk olmayan bir hayat boş bir hayattır.
…üstelik görünüşe bakılırsa henüz yolun sonuna gelmiş de değilsin. Demek ki yeni yönün sırrını öğrenmişsin. Kısacası: Bir insan, birçok şey olabilir. Belki de her şey olabilir.
“Biz, bu ülkenin okur yazarları, boşluğa düşen bir trapezci gibiydik. Doğu askısını bırakmış, Batı askısını da yakalamadan aşağı düşmüştük.”
Zülfü Livaneli benim için hayata bakış açısıyla her zaman özel bir yazardır. İbrahim’in hikayesine konuk oluyoruz bu kitabında da. Gazeteci olan İbrahim’in arkadaşı Hüseyin’i kaybetmesi üzerine memleketi Mardin’e dönmesi ile gelişiyor olaylar. Yazarımız Orta Doğu’ya, mültecilere, IŞİD dönemine değinse de beni etkileyen kısım tarihten bu yana yaşadığımız her toplumda kadınlara çektirdikleri ve kadın bedeni üzerine kurulan sınıflandırmalar oldu. Meleknaz’ın onurlu duruşu, çok fazla konuşmayışı, içinde neler yaşadığını yazarımız çok güzel geçirmiş okuyucuya. İnsanların ayrışmadığı, kadınlığın ayaklar altına serilmediği, çocukların öldürülmediği bir dünya dilerim… Kitap bittikten sonra içinizde derin bir boşluk olacağından çok eminim…
Demem o ki kitabın ön yüzünde de dediği gibi; “İnsanlık ağacının kırılmış dalıyız.”
#okudumbitti