"Herkes rolüne, rolünün gerekliliğine göre bir imge geliştiriyor; sonra da bunun sonsuz doğruluğuna inanarak kendini felç ediyordu Her imge mutlaklığında insan bilincini, duyarlığını, kimliğini felç edici bir şey vardı. Bu mutlaklık düşüncesi, sürekli bir sorgulamanın dışına sürüyordu insanı. Ne var ki öteki türlü de bambaşka bir mutsuzluk kaynağı oluyordu. İlkçağdan bu yana bilmek, biraz da lanetlenmek değil miydi? "