“Size gitmem gerekiyor diyorum!” diye tutkuya benzer bir duyguyla sertçe cevapladım. “Sizin için hiçbir şeyken kalabilir miyim? Kurmalı bir mekanizma olduğumu mu düşünüyorsunuz? Hisleri olmayan bir makine? Peki ağzımdaki lokmanın dudaklarımdan koparılıp alınmasına, hayat suyunun bardağımdan dökülüp gitmesine dayanabilir miyim? Fakir, müphem, düz ve ufak tefek olduğum için ruhsuz, kalpsiz olduğumu mu düşünüyorsunuz? Yanlış düşünüyorsunuz! Benim de sizin kadar ruhum var ve sizinki kadar dolu bir yüreğim! Ve Tanrı bana biraz güzellik ve çokça zenginlik bahşetmiş olsaydı şu an sizden ayrılmam benim için ne kadar zorsa, benden ayrılmayı da sizin için o kadar zorlaştırmış olurdum. Şu an sizinle gelenekler, görenekler hatta ölümlü bedenimi dikkate alarak konuşmuyorum; ruhunuza hitap eden ruhumdur sanki ikimiz de mezarlarımızdan kalkmış Tanrı’nın huzurunda bekleyen eşit insanlarmışız gibi -olduğumuz gibi!-“