"Arabayla bırakayım seni. Geç kalmazsın böylece."
Bir elinde saç fırçasını sımsıkı tutarken, her an ağlayacakmış gibi gözlerle bana bakıyordu. Ağlarsa rahatlar, diye düşündüm. Ne var ki ağlamadı.
"Baksana, şunu açıklığa kavuşturalım. Besbelli aşırı içmişim, sarhoş olmuşum. Bu yüzden başıma kötü bir şey geldiyse, bu benim suçum."
Bunları dedikten sonra saç fırçasını sanki bir görevi yerine getirirmiş gibi, ciddiyetle birkaç kez avuç içine vurdu. Bir şey demeden konuşmaya devam etmesini bekledim.
"Öyle ama değil mi?"
"Öyle sanırım."
"Ama kendinden geçmiş bir kadınla yatan herif de... en rezilidir."
Uygarlık iletişimdir, demişti bana. Eğer bir şeyi ifade etmezsen, o şey var sayılmaz. Anladın mı, sıfırdır. Karnının aç olduğunu varsayalım. "Karnım aç" demen yeterli. Ben de sana bir kurabiye veririm. Onu yiyebilirsin. "Ben bir kurabiye istiyorum" demezsen, sana kurabiye yok. (Doktor, eziyet etmek ister gibi, kurabiye tabağını alıp masanın altına koymuştu.) Sıfır. Anlıyorsun değil mi?