Sanki ölmüşsün de ben seni arayamıyorum. Ne bir yol var gidilecek ne de o yolların sonunda bana getirecekleri bir ceset. Varlığında sana sahip olamazken, ölümünden benim payıma yalnızca birkaç fotoğraf düşecek. ........ Şimdi nereye sürükleniyorsun sen, diye sorsam; biliyorum, bir bilinmeze diyeceksin. O bilinmezlikte ben olmayacağım.
Bir yerin yerlisi olmak, tarih: bir yerin yabancısına dönüşmek, zorunluluk olacak. Bunu düşündüm uzun uzun. Şimdi makineler yapıyor bu büyük değişimi. Önceden savaşlarla iktidarlar yapardı aynı işi. Yeryüzü büyük sürgünler görmüş bu yüzden. Doğdukları yerde ölemeyenlerin hep bir gözü açık olsa gerek.
İnsanın düne dair dönüp hatırladığı şeylerin önemli bölümü çocukluğunda yaşadıklarıdır, diyorlar. Belki de yaşayamadıkları, öykündükleri, gönlünü nemlendiren şeyler.