YOL VE YORGUN GÖVDE
"Eğer talihsizliklere saygı duymayı öğrenemeyeceksen, ne diye yollardasın? Ülkene dön ve modern insanlar gibi, yaşamın risklerine karşı maddi manevi tüm varlığını bir sigorta şirketine sigortalattır."
Nerdeyse üç gündür bir yük kamyonunun kasasında süren yolculuğum, gün doğumuyla Jakarta'da sonlanmış, işlek bir caddede kamyondan inmiştim. Sabah güneşi, ensemi yakıyordu. Bense bu sözleri ve bu sözlerle bana çıkışan adamı düşünüyordum. Yıllar önce Fas'ta karşılaştığım bir gezgini yani. Avustralyalıydı. Teknolojik aletlere sırtını dönmüştü. İyice yıpranmış defteri, bir de kalemi vardı yalnızca. Yazıp çizerdi.
Günlerdir kamyon kasasında sarsılmış bir bünyeyle, şehrin felce uğramış sabah trafiğinde, nereye gideceğimi bilmeden sersem sepelek etrafıma bakınıyorum.
Tırlar, otobüsler, arabalar ve yoldan taşıp kaldırımlar üzerinde seyreden motosikletler... Sağ elimde sazım ve sol elimde bir buçuk litrelik boş pet şişeyle refüjde bekliyorum. Başım sırtımdaki çantamdan daha ağır. Şişeyi ne yapmalı diye huzursuzlanıyorum. Gözüm karardı. Karşı kaldırıma ulaşmak için geçmem gereken yol, o anda gözüme bir savaş meydanı gibi geniş ve tehlikeli görünüyordu. Olduğum yere çömeldim.
Her iki yanıma ufak tefek, yanık tenli, alnı açık iki adam girmiş, beni karşıya geçirirlerken buldum kendimi. Az önce karşı kaldırımdan bağıran adamlardı. Ne tuhaf adamlar diye düşünmüştüm. Meğerse tuhaflık bendeymiş. Şehre inmiş bir vahşi hayvan tedirginliğiyle trafiği birbirine katmıştım.
Beni bir binanın gölgesine bıraktılar. Başım önüme düştü. Çevremde olup bitenler silik bir gölgeden ibaretti. Bir ara, iki ürkek serçenin gezindiği kaldırımda, adamların gölgesinin görüş açımdan çıktığını fark ettim. O sırada, pet şişe çıtırdılar içinde ellerimde acı çekiyordu.
Epeydir çalıp duran