Hatta şimdi bile söylediklerimi anlamıyorsun benim. Kelimelerim sana, benim anlatmaya çalıştığım şeyi anlatmıyor. Söylediklerim senin için bir sürü fanteziden ibaret. Halbuki bunlar benim için hayati birer gerçek.
En alttan gelip merkezin tam göbeğine, elitlerin tam ortasına oturmuştu. Ama kendine ait olan her şeyini kaybetmişti. Hem de öylesine kaybetmişti ki beyni ruhuna, ruhu aklına karışmıştı. Karma karışık kafası algıda seçiciliği kaybetmişti. Artık yaşamın derin anlamları üzerine fikir yürütmeyi durdurmuş ama içinde patlayan volkanlara ve soru işaretlerine engel olamamıştı.
Eserlerim daha o zaman tamamlanmıştı. Şimdi beni tamamladığım eserlerim yüzünden besliyorsanız, buna ihtiyacım olduğu o vakit neden beslemediniz beni? Ne "Çanların Sesi"nde, ne de "Peri ile İnci" de bir kelime değişiklik oldu. Yok sizin, beni şimdi bitirdiğim eserler için beslediğiniz filan yok. Siz, şimdi herkes besliyor diye besliyorsunuz beni; beni beslemek bir şeref haline geldi de ondan besliyorsunuz. Sürü hayvanları olduğunuz için besliyorsunuz beni; sürüden bir parça olduğunuz için; sürünün, o kitle kafası şimdi otomatikman beni beslemeyi düşündüğü için.
Bu heyecan çabucak kaybolup yerini büyük bir üzüntüye bıraktı. Kendini çok ihtiyar hissetti, şu gamsız, kasavetsiz delikanlılardan, eski günlerinin arkadaşlarından asırlarca büyümüş hissetti. Çok, pek çok, geri dönemeyecek kadar çok uzaklaşmıştı. Bir zamanlar kendi hayat tarzı olan bunların hayat tarzı, şimdi ona tatsız geliyordu. Her şey onu hayal kırıklığına uğratmıştı. Ona bir yabancılık gelmişti. Köpüklü bira nasıl tatsız geldiyse, onların arkadaşlıkları da öyle tatsız geldi ona. Çok uzaklaşmıştı Martin. Onlarla arasında binlerce kitaplık bir mesafe oluşmuştu.