Karşılıklı açılan o kapı ile o pencere arasında halen oturuyorum. İkindi sonraları olduğunda esinti daha da serinliyor. Güneş eğildikçe içeri giren ışığı binalara takılıp kayıplara uğruyor. İçeri ulaşabilen çok azı da arkamdaki duvara vurup odayı razı olunmuş bir hüzünle dolduruyor. Bir başkası için olsa saadete meyleden şeyler doldurabilirdi diye düşünüyorum. İnsan içinde ne taşıyorsa dışında da evvela onu görüyor, onu çağırıyor, onu büyütüyor… Geçenlerde şöyle yazmıştım: kulağına okunan ezan bir ömür çınısını taşıyacağı koyu bir hüzüni makamda okunduğundan yaşadığı her şeyin önce içine kıvrılan taraflarını ve kahra meyleden yüzlerini görmek ırsiyetini edinmişti. Ve bu satırlar yayımlanacak ilk romanımın ilk cümleleri olacak diye not düşmüştüm. Hala o giriş cümlesinden öte gitmedim. İstemedim de. Çünkü ne yazarsam yazayım kendi fasit dairemin dışına çıkıp bir büyük daireye varamayacağım. Hüzüni makamda başlayan örgünün serencamı kendine dolanıp, yine hüzüni bir tona varacak. Okur, kitabın arka kapağını kaparken ön kapağı aralamış sayacak kendini. Sonra, bazı öyküler tek cümleliktir diyorum yazamayışıma bir bahane ve kendimi teselli için. Hep karşımıza çıkar tek cümlelik kahreden öyküler. Bir bebek vardır ve hiç giyemediği patikleri satılığa çıkarılmıştır. Kulağına hüzüni bir makamda ezan okunan bebeğin hikayesinin kahrından kimsenin haberi yoktur oysaki. Ve hiç olmayacaktır. Ben bunları düşünürken güneş eğilmeye ve içeri uzattığı hüzün kollarını yavaş yavaş çekmeye devam ediyor. Bir ağaç dalının rüzgarla ığralanmasını arkamdaki duvarda hissedebiliyorum. Şimdi kimlerin nerede ve nerelerde, neyin koşuşturmasında olduğunu çağrıştırıyor bana o dallar. Adına dünya dediğimiz yerin bilinen ve yanlış adı bu diye düşünüyorum. Aslı ve doğrusu dar-ı telaş olmalı. İkindi
Kahr Hevenkleri

A

@Birrseyyah
·
Karşılıklı açılmış bir pencere ile bir kapı arası esen tatlı ve serin bir esinti içimde birtakım şeyleri depreştirip beni alıp götürüyor efendim. Yaşanmasının muhal olduğuna çok önceleri ikna olduğum günlerin içinde oluyorum bir anlığına. Sanki çok kısa bir süreliğine bir ışık huzmesi tarafından sarmalanıyorum. Dimağımda daha önce hiç bilmediğim bir tat beliriyor. Bir alageyik suya eğiliyor içimde. Durup beyaz beneklerini sayıyorum. Saydıkça çoğalıyorlar; çoğaldıkça yaklaşıyorum ve birini hatırlıyorum… Ürkmeler, tedirginlikler, kaygılanmalar… bütün hepsi kalbediyor. Tasviri mümkün olmayan bir şey çekiyor beni kendine. Evet efendim, bir küçük esintiyle oluyor bütün bunların hepsi. İnsan ye’sin en kara noktasındayken en küçük bir umudun teyakkuzunda oluyor kanmazsam da belki yanmam diyerek. Ama ye’sten daha fena olan şey, bir anlık süren bu parıldamanın geçmesinden sonra başlıyor. O anlardan sonra o kadar çok boş kalıyor ki kollarım… O kadar çok uzağına düşüyorum ki ait olmanın… Bütün çabalarım beyhudeden daha aşağı kalıyor. Ve bir anda böylesine yaşamaktan iflas edişimin şaşkınlığı…Öylece kalakalıyorum donuk bakışlarla. Aslında biliyorum bütün saadetlerin mümkün olmadığını. Ama bütün saadetlerin mümkün olmayı hak ettiğine dair bir inanç da taşıyorum. Ve bu inanç beni hem ayakta tutan hem yıkan. Bu inanç beni gül bahçelerine sürgüne yollayan. Bu inanç serencamları birbirine dolaştıran.
Yazdıklarım yazgımdan
​Hayat, durmaksızın dönen muazzam bir çark; mevsimlerin peş peşe devrildiği derin bir nefestir. Biz biliriz ki zaman her an tek bir renge boyanmaz, hayat hep kış kalmaz. Ayazın pencereleri buzdan nakışlarla işlediği, rüzgârın acımasızca estiği o en karanlık günlerde bile, ruhun bir köşesinde saklı duran o yaz sıcağını ve bahar neşesini sık sık hatırlamalı insan. ​Çünkü hatırlamak, karanlığa karşı yakılmış en soylu mumdur. ​Bakın toprağa; o sükûtun içindeki en bilge öğretmendir. Üzerine çöken beyaz örtünün altında, donmuş bir çaresizlikle yatmaz. Karın o ağır baskısı altındayken bile kalbinde baharı büyütür, köklerinde filizlenecek çiçeklerin rüyasını görür. Bilir ki kış, baharın rahminden başka bir şey değildir. İşte tıpkı toprak gibi, insan kalbi de o en zor, en dar günlerde hayatın sunduğu ve sunacağı güzellikleri unutmamalıdır. Göz gözü görmez bir fırtınanın ortasında bile, içindeki o kadim neşeyi, o saf umudu diri tutmalıdır. ​Umut, kalbin derinliklerinde açan ve hiçbir kışın kurutamadığı o gizli tomruktur. Dünyanın gürültüsüne, dertlerin ağırlığına inat o tomruğu gözyaşlarıyla ve inançla sulayanlar, elbet bir gün mükafatını alırlar. ​Çünkü kural hiç değişmemiştir kâinatta: Umudunu daima diri tutan, hiç beklemediği bir sabah, baharı tam karşısında bulur. ​O sabah kapı açıldığında, geride kalan tüm o ayazlar, fırtınalar ve karlar eriyip gider; ruh, ebedî bir vuslatın neşesiyle çiçek açar. Yeter ki gönül, kışın sahte sonsuzluğuna aldanıp baharın geleceğinden asla şüphe etmesin. ___ /Güven Taşdemir
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Nasırdan Doğan Kanatlar
Bir çocuğun düşleri vardı kapı eşiklerinde, Dumanlı, tozlu yolların ötesine uzanan, Gidip bulutların hür göğsüne dokunmak isteyen… Ama dünya katıydı coğrafya dilsiz, Yol, o çocuğa hep arkasını döndü bu gece. Adım atamadığı sokaklarda devleşti taşlar, Çukurlar derinleşti birer sessiz mezar gibi, Ve o sırma umutları taşıyan tekerlekler, Hep o engebeli yolların tam ortasında, Yarı yolda kaldı… Sonra, o çaresizliğin en koyu, en zifiri karanlığından Kederli bir baba çıktı; Gözlerinde bu yeryüzünün sönmeyen ağır yükü, Ellerinde çizg çizgi, bitmeyen bir sızı… Hurdaya atılmış, pas tutmuş, unutulmuş demirlerin arasından, Topraktan en nadide defineyi bulur gibi, Yerden kutsal bir umudu toplar gibi eğildi yere. Kimsenin dönüp bakmadığı eski bir varili Gökyüzüne ardına kadar açılan bir kapıya, Yıpranmış, tel tel ayrılmış eski bir lastiği Göğe yükselecek bir kuşun kanadına çevirdi. Kimine göre fırlatılıp atılmış birer çöpten ibaretti her şey, Onun nasırlı, o şefkatli ellerinde ise, Bir çocuğun elinden çalınmış hürriyeti oldu. Şimdi Zeynel, O babanın kalbiyle, aşkıyla çarpan paletlerin üstünde, O dar bahçenin boğucu, sığ sınırlarını birer birer aşarken; Sadece demirden, çelikten derme çatma bir araç Sürmüyor aslında bu sokaklarda. Geçtiği her çamurlu patikada,
Nasırdan Doğan Kanatlar
Bir çocuğun düşleri vardı kapı eşiklerinde, Dumanlı, tozlu yolların ötesine uzanan, Gidip bulutların hür göğsüne dokunmak isteyen… Ama dünya katıydı coğrafya dilsiz, Yol, o çocuğa hep arkasını döndü bu gece. Adım atamadığı sokaklarda devleşti taşlar, Çukurlar derinleşti birer sessiz mezar gibi, Ve o sırma umutları taşıyan tekerlekler, Hep o engebeli yolların tam ortasında, Yarı yolda kaldı… Sonra, o çaresizliğin en koyu, en zifiri karanlığından Kederli bir baba çıktı; Gözlerinde bu yeryüzünün sönmeyen ağır yükü, Ellerinde çizg çizgi, bitmeyen bir sızı… Hurdaya atılmış, pas tutmuş, unutulmuş demirlerin arasından, Topraktan en nadide defineyi bulur gibi, Yerden kutsal bir umudu toplar gibi eğildi yere. Kimsenin dönüp bakmadığı eski bir varili Gökyüzüne ardına kadar açılan bir kapıya, Yıpranmış, tel tel ayrılmış eski bir lastiği Göğe yükselecek bir kuşun kanadına çevirdi. Kimine göre fırlatılıp atılmış birer çöpten ibaretti her şey, Onun nasırlı, o şefkatli ellerinde ise, Bir çocuğun elinden çalınmış hürriyeti oldu. Şimdi Zeynel, O babanın kalbiyle, aşkıyla çarpan paletlerin üstünde, O dar bahçenin boğucu, sığ sınırlarını birer birer aşarken; Sadece demirden, çelikten derme çatma bir araç Sürmüyor aslında bu sokaklarda. Geçtiği her çamurlu patikada,
Duygu,Düşünce
Sessizce izlenir duygu,düşünce, Her biri görünür içe inince. Zihin bir araçtır,sunar geçmişi, Düşünce zihinde izler her işi. Geçmişten kalanlar duygu eseri, Tatları iletmiş her bir değeri. İnsan da düşünür,görür zihni, Zihnin içinde kalmış tadın kendini. İnsan baktığında içte olana, Yol alır usulca hakikat,şuura. Ne isim aranır ne de ki suret, Özünde kaybolur kurulmuş hasret. Bir damla misali ummanda erir, Sessizlik içinde kendini bilir. Söz bittiği yerde var olur bu hâl, Orada kaybolur korku ve hayal. Sözler açılırsa bir isim gibi, İşaret,vurguya döner her biri. Tanımlar çözülüp öze bürünür, Bakan,bakılan da içte görünür. Yalnız bunu görür sözleri çözen. İzlerken olanı anlayıb,bilen. İçinde açılır zamansız kapı, Gerçeğe dönecek vardığı yapı.
*Ondan kaçıp kitaplara yöneliyorum, kitaplarda yine onu buluyorum.* > Dar Kapı, André Gide