“…müşriklerin ya da Yahudilerin su dan itirazlarını dahi duyuran ve cevap veren bir kitap, elbette çok yaygınlaşan iddialara cevap verecektir. Ve elbette böyle zayıf itiraz ları dahi propaganda malzemesi hâline getiren İslam’ın ilk dönem deki düşmanlan, Kur’an’da açık bir bilgi hatası olsaydı, bunu hiç çe kinmeden dile getireceklerdir.
O hâlde biz, Kur’an metninde geçen tarihî bir verinin hatalı ol duğunu düşünen birine,“Müşrikler neden buna itiraz etmedi?”soru sunu yöneltebiliriz. Yine biz, sahabenin fedakârlığının, Kurandaki açık bir yalanı engelleyeceğini bildiğimiz gibi, Mekke müşriklerinin itiraz etmemesi olgusundan da aynı noktaya ulaşabiliriz.”
Bir diğer husus: Sünnet’i bir kurum ve kaynak olarak kabul eden herkes, Efen dimiz (s.a.v.)'in, Kur'an'da yer almayan hükümler getirdiğini bilir ve kabul eder. Çün kü bilir ve kabul eder ki, bu çerçevedeki Sünnet de vahye dayanır.
Buna itirazı olanlar, Efendimiz (s.a.v.)'in, Kur'an'da yer almadığı halde -mesela- Cuma günü öğle namazını iptal ederek yerine "Cuma namazı" diye bir namaz ihdas ettiğini, onu da ezanı cami içinde okunan (dış ezan uygulaması Hz. Osman (r.a.) zamanında getirilmiştir) ve hutbe eşliğinde eda edilen bir namaz olarak belirlediği ni, en önemlisi de bütün bunları Kur'an'dan almadığı bir yetkiyle ve vahyin onayını almaksızın yaptığını söylemek zorundadır!
“Us” ve “Ög” adlı akıllar arasındaki derece farklılığı, bize Islamiyet’te karşımıza çıkan “akıl”ın akl-ı maaş ve akl-ı mead derecelerini hatırlatmaktadır.
Bilindiği gibi, akl-I maaş, basit meselelerde iyi-kötü ayrımını yapabilen, beşer(yalnguk) seviyesindeki insanlara mahsus ve daha çok gündelik hayatın sürdürülebilmesini sağlayan akıldır. Akl-I mead ise; problemlerin aslını arayan, akıbetini düşünen ve hikmete ulaşmaya çalışan akıl seviyesinin adıdır.
O olmayınca bulamadım yolu Hakka;
Orada oldum Hakka diri, buldum beka.
Kendimi, kendim yitirdim, yine bulam kendimi;
Hep olursun, hiç edince, kendi kendini.