Yitip gittiğinde havadaki ışık, daha şimdiden başladığında çiy tanelerinin tesellisi pınarından sızmaya toprağa, görünmeksizin, duyulmadan hem de–çünkü yumuşacıktır tabanları, teselli yüklü çiy damlalarının, tıpkı bütün tesellilerle yumuşayanlar gibi anımsarsın işte o zaman, anımsarsın ey sıcacık yürek, nasıl susadığını bir zamanlar, kutsal gözyaşlarına ve çiy damlalarına, nasıl da kavrularak ve yorgun susadığını, sararmış otlarla kaplı orman yollarında, akşam vaktinde güneşin kötücül bakışları kara ağaçların arasından geçip etrafında koştuğunda, o kör edici, güneş yangını bakışlar, oh olsun dercesine. “Hakikat ile söz kesmeye talip – sen, öyle mi? Böyleydi alayları hayır! sen yalnızca bir şairsin! bir hayvan, kurnaz, yırtıcı, sinsi,yalan söylemek zorunda olan, bilerek, isteyerek yalan söylemek zorunda olan, av peşinde koşan inatla, alacalı maskeler takmış, kendi kendisinin maskesi, kendi kendisinin av ganimeti ve bu – hakikat ile söz kesmeye talip, öyle mi?.. Hayır, yalnızca çılgın! Şair yalnızca! yalnızca alacalı sözcüklerle konuşan, alacalı maskelerin arkasından konuşan, yalancı sözcüklerin köprülerinde dolanan, yalandan gökkuşaklarının üstünde, düzmece cennetlerin arasında rastgele dolaşan, ve sürünen yerlerde yalnızca çılgın! Şair, yalnızca!Ve bu – hakikat ile söz kesmeye talip, öyle mi?.. Hayır, dönüşmemek sessiz, katılıp kalmış, dümdüz, soğuk bir resme, geçmemek Tanrıya sütun yerine, tapınakların önüne dikilmemek, bir Tanrının kapısını beklemek üzere: hayır! düşman kesilmek erdemin böyle heykellerine, tapınaklardan daha sıla saymak her yabanı, bir kedinin gözükaralığıyla atlamak her pencereden