Kant ahlak yasasını bir kategorik imperatif olarak, yani hiçbir kayda bağlı olmadan kesin bir buyruk olarak ifade etmiştir. Ahlak yasasının 'kategorik' oluşu, onun her türlü durumda geçerli olduğu anlamına gelir. Aynı zamanda bir 'buyruk' tur, buyurgandır, kaçınılmaz bir 'emir' dir. Kant kategorik imperatifi çeşitli şekillerde dile getirmiştir. Verdiği ilk tanım şöyledir: Her zaman davranışımızın altında yatan kuralın aynı zamanda genel geçerli bir yasa olmasını isteyebilecek şekilde davranmalıyız. Yani bir şey yapacağım zaman, aynı durumda herkesin aynı şeyi yapmasını isteyebileceğimden emin olmalıyım. Ancak o zaman kendi içindeki ahlak yasasına uygun davranmış olursun. Kant kategorik imperatifi bir de şu şekilde tanımlamıştır : Diğer insanları hiçbir zaman sadece bir araç olarak değil, aynı zamanda daima kendi başına bir amaç olarak buna göre davranmalıyız. Yani başkalarını sırf kendi çıkarımızı sağlamak üzere kullanmamalıyız. Çünkü her insan kendi başına bir amaçtır. Ama bu sadece başkaları için değil, kendimiz için de geçerli. Bir şey elde etmek uğruna kendimizi de araç olarak kullanmamalıyız. Bu biraz altın kuralı hatırlatıyor : sana yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkalarına yapma. Bu esas itibariyle tüm ahlaki seçim olasılıklarını kapsayan biçimsel bir kuraldır. Altın kuralın da Kant'ın ahlak yasası dediği şeyi ifade ettiği söylenebilir. Kant ahlak yasasını nedensellik yasası kadar mutlak ve genel geçerli sayıyordu. Nedensellik yasası da akılla kanıtlanamaz, ama yine de kaçınılmaz bir şeydir. Kant ahlak yasasını anlatırken vicdanı betimlemiş olur.Vicdanın bize bildirdiğini anlatamayız,ama yine de biliriz. Kant'a göre bir davranışı ahlaki açıdan doğru kabul etmek için, ona yol açan anlayışa bakmak gerekir, eylemin vardığı sonuçlara değil. Bu yüzden Kant'ın