Kelimeler birer birer ölüyor,
Kalem büyüsünü kaybediyor
Bense mausa hakim olamıyordum.
Ellerime hayretle baktım.
Tariflere, tarifelere bulaşmıştı
İki elim tariflerde yazıyordum.
Ölü kelimelere minik mezarlar kazıyor
Ağlayarak gömüyor
Kibrit çöplerine taktığım mezar kağıtlarına
Burada yatıyor yazıyordum.
Kelimelerin mezarlığında gece bekçisiydim.
Dirilecekleri günü bekledim.
Kant'ın teşhisini anımsarsak, mutluluk, aklın değil hayal gücünün bir idealidir. Ayrıca Kant şu uyarıda da bulunmuştu: Insanlık denen çarpık çurpuk malzemeden dümdüz bir şey yapılamaz. Görünen o ki, john Stuart Mill uyarısında , bu iki hikmeti birleştirmişti: Kendinize mutlu olup olmadığınızı
sorduğunuz anda, artık mutsuzsunuzdur ... Muhtemelen antik bilgeler de bu kadarından şüphe etmişti, ancak dum spiro, spero (nefes aldığım müddetçe umudumu yitirmeyeceğim) ilkesinin kılavuzluğunda, sıkı çalışma olmadan, yaşamın yaşamaya değecek hiçbir şey ortaya koymayacağını ileri sürmüşlerdi. Anlaşılan o ki iki bin yıl sonra bile, bu önerme güncelliğinden
hiçbir şey kaybetmemiştir.
Aşk, genel olarak da arkadaşlık ilişkilerinin oynadığı roldeki büyük dönüşüme. Denilenlere bakılırsa, halihazırda bunların cazibesi eşi benzeri görülmemiş şekilde artıyor, ama umulduğu
üzere oynayacakları rolü -cazibelerinin esas nedeni olagelen rolü- yerine getirme yetenekleriyle ters orantılı olarak artıyor ...
Bilelim bilmeyelim, isteyelim istemeyelim, beğenelim beğenmeyelim- hepimiz kendi yaşamlarımızın sanatçılarıyız. Sanatçı olmak, aksi halde biçimsiz ve şekilsiz olacak şeye biçim ve şekil vermek demektir. Ihtimalleri manipüle
etmek demektir. Aksi halde "kaos" o lacak şeye bir "düzen" dayatmak demektir: Belirli olayları diğerlerinden daha olası hale getirerek, aksi halde kaotik -gelişigüzel, rastgele ve dolayısıyla önceden kestirilemez- olacak bir grup şeyi "organize
etmek" demektir.