Hangi popüler roman ne kadar sürede yazıldı? 1. Çizgili Pijamalı Çocuk, John Boyne (2.5 Gün) 2. Dr. Jekyll ve Bay Hyde’in Tuhaf Hikayesi, Robert Louis Stevenson (6 Gün) 3. Otomatik Portakal, Anthony Burgess (3 Hafta) 4. Sherlock Holmes – Kızıl Dosya, Sir Arthur Conan Doyle (3 Hafta) 5. Noel Şarkısı, Charles Dickens (6 Hafta) 6. Döşeğimde Ölürken, William Faulkner (6 Hafta) 7. Casino Royale, Ian Fleming (2 Ay) 8. Alacakaranlık, Stephenie Meyer (3 Ay) 9. Küçük Prens, Antoine de Saint-Exupéry (6 Ay) 10. Büyük Umutlar, Charles Dickens (8 Ay) 11. Uğultulu Tepeler, Emily Brontë (9 Ay) 12. David Copperfield, Charles Dickens (19 Ay) 13. 1984, George Orwell (1 Yıl) 14. Oz Büyücüsü, Frank Baum (1 Yıl)
Edebiyat
Trainspotting - Irvine Welsh
Geleneksel Pazar Kahvaltısı ))) Aman tanrım, nerdeyim ben. Hay amına koyiyim… Ben bu odayı daha önce hiç görmedim… düşün Davie, düşün. Dilimi damağımdan ayırmaya yetecek kadar tükürük salgılayamıyorum. Seni salak… seni göt… seni… bi daha asla. HASİKTİR… HAYIR… lütfen. Hayır, amına koyiyim, olamaz, HAYIR… Lütfen. Bu benim başıma gelmesin. Lütfen. Kesinlikle hayır. Kesinlikle evet. Evet. Yabancı bi odada yabancı bi yatakta, kendi pisliğime bulanmış olarak uyandım. Yatağa işemişim. Yatağa kusmuşum. Yatağa sıçmışım. Başım çatlıyor, midem bulanıyor. Yatak berbat durumda, tamamen batmış. Çarşafı çıkarıyorum, sonra yorganın nevresimini çıkarıp ikisini birlikte sarıyorum; kesif, zehirleyici kokteyl arada kalıyor. Güvenli bi bohça halinde, sızma belirtisi yok. Şiltedeki ıslaklığı gizlemek için ters çevirip tuvalete gidiyorum; duşa girip göğsümdeki, kalçalarımdaki ve kıçımdaki boku temizliyorum. Artık biliyorum nerde olduğumu: Gail’in annesinin evindeyim. Hay amına koyiyim. Gail’in annesinin evi. Nasıl geldim ben buraya? Kim getirdi beni? Odaya döndüğümde giysilerimin özenle katlanmış olduklarını fark ediyorum. Aman tanrım. Kim soydu beni? Geri dönmeye çalış. Bugün pazar. Dün cumartesiydi. Hampden stadyumunda yarı final maçı. Maçtan önce ve sonra kafayı feci bulmuştum. Hampden’a karşı deplasmanda hiç şansımız olmadığını düşünüyordum, seyircisi ve hakemlerin onları kayırmasıyla. Ben de öfkeden kuduracağıma günü bi şölene çevirmeye karar vermiştim. Ne tür bi şölene çevirdiğimi düşünmek istemiyorum. Maça gidip gitmediğimi bile hatırlamıyorum. Leith’li çocuklarla Duke Caddesi’nden Marksman otobüsüne binmiştim; Tommy, Rents ve kankaları. Feci gürültücü tipler. Maçtan önce girdiğimiz Rutherglen’deki pub’dan sonra film kopuyor; uzay-çöreği ve speed, asit ve ot, ama en çok
Reklam
Yeterince uzağa yolculuk edersen, kendini bulursun. Bulut Atlası - David Mitchell #arachnoidmater #serkankaraismailoğlu #alıntı #bulutatlası #davidmitchell Serkan Karaismailoğlu Arachnoid Mater
Alıntı
neo-noir suç gerilim film tavsiyeleri blue ruin (2013 – abd, jeremy saulnier) intikam klişesini alıp öyle bir tersyüz ediyor ki, “abi bu adam hiç katil tipi değil” diyorsun. sakallı, darmadağın, sıradan bir adam birden kan davasının göbeğine düşüyor. film ilerledikçe sen de onun çaresizliğini yaşıyorsun. hollywood aksiyonu bekleme, burada “gerçek hayatta intikam alsan başına neler gelir?” sorusu var. uyarı: sabır testine hoş geldin, gerilim damarına damardan basılıyor. nightcrawler (2014 – abd,` dan gilroy)` jake gyllenhaal burada insan kılığında bir yırtıcı hayvan. kaza ve cinayet görüntülerini satıp para kazanan bir adamın “ahlak” denen şeyi nasıl sıfırladığını izliyorsun. her gece neon ışıkları altında “daha kanlı, daha sansasyonel” görüntü arıyor. medya eleştirisi desen var, psikopatlık desen tavan. drive (2011 – abd, nicolas winding refn) sessiz kahraman mı, yoksa patlamaya hazır bir bomba mı? ryan gosling'in diyalogsuz bakışları bile “öldürürüm lan” diyor. pembe mont, synthwave müzikler, bir anda patlayan şiddet sahneleri… prisoners (2013 – abd, denis villeneuve) kızın kayboluyor, polisin yavaşlığı sinirini bozuyor ve “adaleti” kendin dağıtmaya kalkıyorsun. hugh jackman'ın çaresizliği ve jake gyllenhaal'ın obsesif dedektifliği filmi tek başına taşıyor. neo-noir gerilim burada: suçun, adaletin ve vicdanın gri bölgeleri.film bittiğinde kendi vicdan muhasebeni yaparken yakalayabilirsin kendini. killing them softly (2012 – abd, andrew dominik) brad pitt'in “profesyonel soğukkanlı katil” hali, amerika'nın ekonomik çöküş metaforuyla birleşiyor. mafya konuşmalarıyla wall street krizini bir arada duyunca, “yahu bunların hepsi aynı dolandırıcı” diyorsun. ağır tempolu, ama tokat gibi politik alt metinle.mafyadan çok bankacılara sinir olacaksın. the place beyond
contagion (2011) // salgın ( covid -19) steven soderbergh'in yönettiği bu film, dünya çapında hızla yayılan ölümcül bir virüsün etkilerini gerçekçi bir şekilde anlatır. marion cotillard, matt damon, kate winslet ve gwyneth paltrow'un performansları, hastalığın toplumsal ve bireysel etkilerini derinlemesine hissettirir. film, bilimsel doğruluk ve dramatik gerilimi bir arada sunarken, salgınların modern dünyadaki yayılma dinamiklerini de sorgulatır. 28 days later(2002) // 28 gün sonra danny boyle'un yönettiği bu film, laboratuvar kaynaklı bir virüsün ingiltere'deki yayılmasını konu alır. cillian murphy'nin jim karakteri, uyanıp tamamen değişmiş bir dünyada hayatta kalmaya çalışır. film, klasik zombi anlatısından farklı olarak virüsün yarattığı kaosu ve insan psikolojisinin sınırlarını güçlü bir şekilde işler. world war z(2013) // dünya savaşı z marc forster'ın yönettiği filmde brad pitt, eski birleşmiş milletler çalışanı gerry lane rolünde, tüm dünyayı tehdit eden bir zombi salgınıyla mücadele eder. film, hem aksiyon hem de küresel kriz yönetimi açısından etkileyici sahneler sunar. küresel salgının hızla yayılmasının ve panik ortamının etkisi, izleyiciye yoğun bir gerilim deneyimi yaşatır. outbreak (1995) // salgın tehlikesi wolfgang petersen'in yönettiği bu film, kurgusal motaba virüsünün amerika'ya yayılmasını konu alır. dustin hoffman, rene russo ve morgan freeman'ın performanslarıyla, hükümetlerin ve bilim insanlarının salgın karşısındaki çabaları işlenir. film, virüsün biyolojik tehlikesi kadar politik ve etik boyutlarını da sorgular. i am legend(2007) // ben efsaneyim francis lawrence'ın yönettiği filmde will smith, manhattan'da tek başına kalan bilim insanı robert neville'i canlandırır. dünya, ölümcül bir virüs sonrası vampir benzeri mutantlarla dolmuştur.
tek mekanla, düşük bütçeli ama kafa yakan filmler . 1. `Dünyalı` (The Man from Earth, 2007) – Richard Schenkman Bir profesör (David Lee Smith), veda partisinde meslektaşlarına aslında 14 bin yıldır yaşadığını söyler. Tüm film tek bir odada, sadece konuşmalar üzerinden akar ama insanı felsefi sorularla sarsar. Senaryosu bilimkurgu ustası Jerome Bixby’ye ait, bağımsız sinemanın en etkileyici örneklerinden. 2. `Üçgen` (Triangle, 2009) – Christopher Smith Melissa George’un başrolde olduğu film, fırtınaya yakalanan bir grup arkadaşın terk edilmiş bir gemide yaşadığı zaman döngüsü kabusunu anlatıyor. Her şey tekrar ederken, suçluluk ve kader kavramları iç içe geçiyor. Hem gerilim hem kafa yakan bir kurgu. 3. `Zaman Suçları` (Timecrimes / Los Cronocrímenes, 2007) – Nacho Vigalondo İspanyol yönetmen Nacho Vigalondo’nun zekice kurguladığı bu filmde, sıradan bir adam (Karra Elejalde) yanlışlıkla zaman makinesine girer ve kendisiyle tekrar tekrar yüzleşir. Küçük bütçesine rağmen müthiş bir zaman paradoksu hikâyesi. 4. `İlk` (Primer, 2004) – Shane Carruth İki mühendis, garajda yaptıkları deney sırasında zaman makinesi icat eder. Shane Carruth hem yönetmen hem başrol olarak, düşük bütçeyle ama inanılmaz teknik detaylarla zaman yolculuğunu en kafa karıştırıcı şekilde işliyor. Birden çok kez izlemelik. 5. `Davet` (The Invitation, 2015) – Karyn Kusama Logan Marshall-Green’in oynadığı film, eski karısının evinde verilen akşam yemeğine katılan bir adamın paranoyalarıyla başlıyor. Masum görünen sohbetler giderek tarikat ve gerilim atmosferine dönüşüyor. Tek mekânda boğucu bir psikolojik gerilim. 6. `Sınav` (Exam, 2009) – Stuart Hazeldine Sekiz kişi, gizemli bir şirketin işe alım sınavı için tek bir odada kapatılır. Sorunun ne olduğunu bile bilmeden psikolojik baskıya girerler.
Reklam
Reklam