Okuduğum en iyi kitaplardan biri olarak dikkat çekmek istediğim birkaç konu var. Öncelikle kitabın yoğun dilini çok beğendim. Kitap 90 kusur sayfa olmasına rağmen 200 sayfa gibi okutturuyor kendini. Marquez kitaba hizmet etmeyen tek bir cümle bile bırakmamış. Her cümle hikâyeyi daha fazla açıyor, genişletiyor ve yazar gereksiz betimlemelerle vakit kaybetmiyor. Betimleme kullandığı zaman o betimleme hikâyenin muhakkak önemli bir parçası oluyor. Ayrıca betimlemeler o kadar başarılı ki kitap kafanızın içinde bir sinema filmine dönüşüyor. Epik sahnelerin varlığı sanki bir Tarantino filmi izliyormuşsun gibi hissettiriyor. İnanılmaz bir haz aldım bu sahneleri okurken.
Kitabın konusu alışılmadık tarzda açılıyor ve karmaşık olay örgüsüyle dikkat çekiyor. Anlatıcı yaşanmış bir olayı anlatıyor ve olayın içinde bir karakter olduğu için olayı tüm hatlarıyla bilmiyor. Yine de olayın ilginçliği, anlatıcının ve olaya tanık olan insanların olayın tüm hatlarını çözmeye çalışmasına rağmen muvaffak olamayışından geliyor. Kitapta ne yaşandığını kaba saba biliyoruz ama şeytan ayrıntılarda gizli. Detayları ögrendikçe gerçekleşen olayın gayet önüne geçilebileceğini ve bu cinayetin gerçekleşmesinin bir tesadüften farksız olduğunu görüyoruz.
Peki bu tesadüfi cinayet niye oldu? Bu soruya harika ve hakiki bir cevap veriyor Marquez: Temelde insanların aptal oluşu, uyum tapar toplumlardaki bireylerin sorumsuzluğu, işlerin ciddiyetini hafife alışı ve diğerleriyle ters düşmemek için etliye sütlüye dokunmaması. Bu bağlamda kitapta geçen toplum, muhafazakâr ve uyum tapar oluşuyla Türk toplumuna hayli benzediğini söyleyebiliriz. Evde kocasından dayak yiyen komşusun seslerini duymasına rağmen, “Aman keyfimiz kaçmasın!” diye araya girmeyen, polisi bile aramayan toplum. Polis çağırıldığında ise polisin,