Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur. Hadisi Şerif, (İbn Mâce, Zühd,18)
Din
4. katman : “`gerçekliğin tuhaf sınırları`” (`kuantum`, `simülasyon`, `zaman`). - `kozmoloji` / `evrenin yapısı` (`fermi`, `entropi`, `büyük filtre`) - `zihin` / `algı` / `biliş` (mandela etkisi, dunning-kruger) - `mantık` / matematik sınırları (`gödel`, `zeno`) 1- `antropik ilke` – evreni “`neden böyle?`” diye değil, “`neden gözlemleyebiliyoruz?`” diye okumak gerekir. belki de evren, gözlemciyi zorunlu kıldığı için böyle görünüyor. 2- `schrödinger'in kedisi` – bir sistem gözlemlenene kadar hem ölü hem canlı olabilir. gerçeklik, bakışla “çöker”. 3- `heisenberg belirsizlik ilkesi` – bir şeyi ne kadar net ölçersen, başka bir özelliğini o kadar kaybedersin. evren “tam bilgi”ye izin vermez. 4-. “`bootstrap paradoksu`” – bir bilginin, nesnenin ya da olayın kaynağı kendi kendine döner. sebep yoktur, sadece döngü vardır. 5. “`dark forest` (`karanlık orman`) hipotezi” – evrende herkes sessizdir çünkü görünmek = yok edilmek olabilir. medeniyetler birbirini avlayan avcılardır. 6. “`kuantum ölümsüzlüğü`” – bilinç, her zaman hayatta kaldığı dalları deneyimleyerek “ölümü atlıyor” olabilir. (çok tartışmalı çoklu-evren yorumu) 7. `termodinamiğin ikinci yasası` – her sistem düzensizliğe gider. evrenin nihai kaderi: ısı ölümü ve bilgi çöküşü. 8. “`zaman oku` (`arrow of time`)” – geçmişi geçmiş yapan şey fiziksel yasalar değil, entropinin yönüdür. zamanın akışı aslında bir “asimetridir”. 9. “`gözlemci etkisi`” – gerçeklik, gözlemlendiği anda değişir. bu sadece fizik değil, bilgi felsefesidir. 10. “`bilişsel körlük paradoksu`” – zihin, kendi sınırlarını çoğu zaman kendi araçlarıyla göremez. görmediğini bile göremezsin. 11. “`bilgi evreni hipotezi`” – madde değil, bilgi temel olabilir. evren bir “hesaplama süreci” gibi çalışıyor olabilir. 12. “`holografik ilke`” – üç boyutlu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bir çocuğun en temel ihtiyacı kusursuz ebeveynlere sahip olmak değildir. Duygularının görüldüğünü ve kabul edildiğini hissetmektir. Çocuk, üzüldüğünde susturuluyorsa duygularını bastırmayı; korktuğunda küçümseniyorsa ihtiyaçlarını gizlemeyi öğrenebilir. Ancak duyguları anlaşılmaya çalışılan bir çocuk, zamanla kendi iç dünyasını tanımayı ve düzenlemeyi de öğrenir. Bir Aile Meselesi kitabı, çocuk yetiştirmenin aslında davranış düzeltmekten önce güvenli bir ilişki kurmak olduğunu hatırlatıyor. Çünkü çocuklar, kendilerine nasıl davranıldığını zamanla kendi benliklerinin sesi hâline getirirler.
(Fazlaca olüm ve olumsuzluk içerir )
İnsan onuru, gururu ve şerefi için yaşamıyorsa ya da yaşarken başkasının onurunu, gururunu ve şerefini zedeliyorsa baştaki kelime artık geçersizdir. En tahammül edemediğim tipler bunlar. Kendisinde bunların varlığı yok diye başkalarında da yok sanıyor. Bu büyük bir hata. Normal ilişkilerde ya başlatmıyorsun ya da anında silebiliyorsun. Ama sevdiğin insanla ilişkinin ortasındayken bu tarz olaylar yaşandığında anında silsen de aptal sevgi var. Mantıksal olarak kapı önüne koyarken sonra koyan sen değilmişsin gibi ağlayabiliyorsun. 😅😅🤦‍♀️ Ya da onun yüzüne nefret kusarken ve değersiz davranırken sevgini gizlemek zorunda kalıyorsun. Bilmiyorum ama özsaygımı zedeleyen insanlara küçükken de sınır çizip direkt silerdim. Bunu da çoğunlukla çocuklar değil büyükler yapardı. Çoğu insanı severken silmiş biri olarak acı vericiydi ama bilmiyorum madem aile ya da dost vs. o zaman o değerli konumları hak edecek olmalıydılar. Düşman gibi davranıp dostluk beklemeyecek gururları ve şerefleri olsundu değil mi? Ortada sevgi varsa içinde olumsuzluğun hiçbir türünü kabul etmiyorum. Evet tartışılır ya da zıtlıklar olabilir ama bunun da saygı versiyonu mevcut. Yapıcı versiyonu mevcut, sakin ve normal üslup versiyonu mevcut. Eee sadece onlara değil de bana mı vardı? Sildiğim insanlar arasında çekirdek ailem de var. Zorundalıktan bazen bir aradayız ama yan yana oturmak bir yakınlık değil ki, mesela otobüste de yabancı bir insanın yanında oturuyoruz? Okula başlarken de öyle. Hayatımda olmaları kopmadığımız anlamına gelmiyor. Bir ara bunu düşündüm, sonradan aileme katılanları o tarz davranışlarında anında silerken ailemi de silmiştim. Hem de o zorundalıktan ötürü maalesef defalarca olmuştu, hiçbiri birinci de sınırlı kalmamıştı. Bu da kendimde olan teorileri destekleyen bir şeydi. Çünkü bazen o
Kovulduğu -pardon işten çıkarıldığı- kuruma daha sonra ziyarete gelen insanlar gördü bu göz. Çok boktan bi davranış.
Alıntı
Gerçekler kendini açıklamaz gösterir
Sonra bir gün, önem verdiğim bazı şeylerin karşı taraf için aynı değeri taşımadığını fark ettim. Bu bir sezgiydi; yanılıyor olma ihtimalim vardı. Fakat zaman, söylenenlerle yapılanların her zaman aynı yere çıkmadığını gösterdi. Aslında insanı ikna eden sözler değil, davranışlardır. O günden sonra görünür olma çabasının da, dikkat çekme isteğinin de anlamını yitirdiğini gördüm. Çünkü birinin seni görmesi, seni gerçekten fark ettiği anlamına gelmiyor. Daha da önemlisi, tepki beklenerek yapılan her davranış, insanı kendi merkezinden uzaklaştırıyor. Bu yüzden ne tepki vermek gerekti ne de sorgulamak. Bazı şeyler açıklama istemez; sadece olduğu gibi görülmek ister. Gerçek görüldüğünde ise mücadele biter. Ve insan, değiştirmeye çalıştığı şeylerden elini çektiğinde, hayat yeniden sadeleşir. Belki de huzur tam olarak burada başlar.💫 (A.ka)
Hayata Dair