Kurtardım ben insanları.
Onların kararmış kalplerinde umutlar yeşerttim ...
Ve armağan ettim, ateşi kendilerine.
Yıldızların doğuş ve batış sırlarını öğrettim.
En yi i ce bilim olan Say ı yı buldum onlar için.
Hayvana boyunduruğu taktım Denizcilere de yelkeni verdim
Napolyon, Ordusunun Mısır halkını ezecek güçte olmadığını anladığı zaman, bütün imamların, kadı, müftü ve ulemanın Kur'an'ı İmparatorluk Orüusu'nun lehinde yorumlarını sağlamaya çalıştı. Bunu temin için, Ezher'de hocalık yapan altmış ulemayı ordugâha çağırdı.
Bunlara, bütün askeri payeler verildi, arkasından da Napolyon onlara İslâm'a, Hz.
Muhammed'e ve Kur'an'a duyduğu saygıyı anlattı. Kur'an'ı iyi bildiği belli oluyordu. Bu oyun semeresini verdi, bir müddet sonra Kahire halkının işgalcilere duyduğu güvensizlikten eser kalmadı.
Napolyon'un İskenderiyelilere hitaben yazılmış 2 Temmuz 1798 tarihli bildirisinde “biz gerçek müslümanlar” denmekteydi. (66) Napolyon'un etrafı Oryantalistlerle doluydu, gemisinin adı da “Orient” idi. Mısırlıların Memlukiere duydukları kinden yararlanmak istiyordu. Ayrıca İslâm'a karşı “zora dayanmayan, seçkin” bir savaş verecek herkese “eşit fırsat” vaad ediyordu;
bu devrimci bir fikirdi. Napolyon'un seferini kaleme alan ilk Arap Tarihçisi Abdurrahman Ceberti'yi en çok etkileyen şey, Napolyon'un yerli halkla temas için alimleri görevlendirmesi olmuş, bir de hemen yanı başında bir Avrupalı bilim kuruluşunun boy göstermesi. (67) Napolyon sürekli olarak İslâm, için savaştığını söylüyordu; her sözü Kur'an Arapçasına tercüme ediliyordu.