Sahip olmak ilkesinde inanç, emin olma ihtiyacı duyan ve yaşamda bir anlam bulmak isteyen ama bunu kendi başına arama cesaretini gösteremeyenler için bir koltuk değneğinden öteye geçemez.
Küçük bir kabilede yönetici ve otorite kullanan kişiyi değerlendirmek ne denli kolaysa, günümüzün sistemlerinde adayları dolaylı yoldan ve çoğu kez çarpıtılmış biçimlerde tanımak zorunda kalan milyonlarca seçmenin, yöneticileri hakkında bir yargıya varmaları da öylesine güçtür.
Artık kimse, devletin ya da ekonominin yöneticisi durumunda olanların toplumun zararına bile olsa, kendi kişisel yararlarını öne alarak karar vermelerini yadırgamamaktadır. Günümüz ahlak anlayışının temel taşlarından bir tanesi, kendi çıkarını her şeyin önüne almak olduğu için, bu davranışa şaşırmamak gerekir. İnsanların çoğu, açgözlülük ve sahip olma ihtirasının kendi gerçek isteklerine kulak verme konusunda onları nasıl engellediğinin farkında bile değildir.
İnsanların mutsuz oldukları bir toplumda yaşıyoruz. Yalnız, çeşitli korkular altında acı çeken, ruhen dengesiz, yıkık ve bağımlı olan bu insanlar önce bütün çabaları ile kendilerine boş zaman yaratmaya çalışırlar, sonra da bu zamanı öldürebildikleri ya da geçirebildikleri oranda sevinç duyarlar. Ne acı bir çelişki.