Toplumlarda, kültürün özünü oluşturan öğe, o toplumda en güçlü olan grupların ruhu ya da düşünme biçimidir. Bunun nedeni, kısmen, bu grupların eğitim dizgesini, okulları, kiliseyi, basını, tiyatro-sinemayı denetleme ve böylece bütün bir nüfusa kendi fikirlerini benimsetme gücüne sahip olmasından kaynaklanmaktadır; üstelik, bu güçlü gruplar ünlü ve üstün konumda olduklarından, aşağı sınıflar onların değerlerine öykünmeye, bunları kabullenmeye ve kendilerini onlarla özdeşleştirmeye dünden hazırdırlar.
Kendi dışımızdaki güçlerden kopma özgürlüğümüzün artması karşısında büyük hayranlık duyar, özgürlüğün geleneksel düşmanlarına karşı kazanmış olduğu zaferlerin önemini bir kenara itme eğilimi gösteren içsel kısıtlamalara, zorlanımlara, korkulara, gözlerimizi kapatırız.
İki iddiam var: Bazen çoklu parçalar bütünleşir, bazen de bütüncül olan çokluğa bölünür. Ölümlü şeyler, ölümsüz unsurlardan yaratılırlar. Bir kısmı kürelerden doğarken, bir kısmı da ona geri dönerler. Bununla birlikte, her iki durumda da sonuçta tekrar yok olurlar; bir sürekli bölünerek, bir sürekli birleşerek. Bu süreçler kesintisiz olarak yer değiştirir ve asla sona ermez. Şimdi sevgide birleştirilmiş, her şey bir olmuştur. Birazdan nefrette birleşecek, her şey çokluğa bölünecektir.
Empedokles
Kendini aşağılama ve kendini olumsuzlayan “vicdan”, düşmanlığın yalnızca bir yüzüdür, diğer yüzünde başkalarına karşı kin ve onları küçük görme duygusu vardır.
Vicdan, insanın kendi içine kendi elleriyle yerleştirdiği bir köle ağasıdır. Onu, kendisine ait olduğunu sandığı isteklere göre hareket etmeye yöneltir, oysa bu istekler, aslında dıştan gelen toplumsal taleplerin içselleştirilmesidir. Sert ve acımasızdır, insanın bütün yaşamını gizemli bir günahın kefareti haline getirerek, zevki ve mutluluğu yasaklar.