Ben hastayım, çok hasta. Şu ana kadar hastalığımın ne kadar ilerlediğini anlamamıştım. Bir şeyler uçup gitmiş benden. Hayattan hiç korkmamışımdır, ama bir gün hayata doyabileceğimi hiç hayal etmemiştim. Hayat beni o kadar doyurmuş ki hiçbir şeye arzu duymuyorum. Duysaydım, şu an seni istemem lazımdı. Ne kadar hasta olduğumu anlıyor musun?
Haritasız ve dümensiz kalmış, gideceği limanı olmayan bir gemiydi. Kendini akıntıya bırakıp sürüklenmek, en azından hareket etmek, hayatta kalmak demekti ki içini acıtan şey de zaten buydu; yaşamak.
O küçük altın parçası yemek demekti, hayat demekti, vücuduna ve beynine ışık demekti, yazmaya devam edebilecek gücü demekti ve kim aksini iddia edebilir, benzeri birçok altın parçasını getirebilecek bir şey yazabilmesi demekti.