Bu rüzgarlar estiği sürece ,ben dostoyevski'nin kişilerinden biri gibi oluyorum. Ya sabırla yollarında bir sürgünüm,ya moskova sokaklarında aç bir serserserinin, ya sınır boyunda bir han odasında kaçmak çareleri düşünen bir suçlunun kabı içine girerim .
Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı toprak vardı! İşletemedin. Onu,hayvanı duyguların, cehaletin ,yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın.
O ,katı toprakla kuru göğün arasında bir yazı ot gibi bitti. Şimdi,elinde orak,buraya havada gelmişsin. Ne ektin ki ne biçeceksin? Bu ısırganları ,bu kuru dikenleri mi ? Tabii ayaklarına batacak . İşte, her yanın yarılmış bir halde kanıyor ve sen, açıdan yüzünü buluşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey ,senin kendi eserindir.