Dilara Öztürk

Dilara Öztürk
@ddilara05
“Tanrı çırpınan kanatları uçurur.”
İki gönlün arasındaki mesafe büyüdükçe aşk da büyür, bu mesafe aşılmaz bir hale girince aşkın ağırlığı da insanları ezecek bir dev olur...
Reklam
AN GELİR an gelir paldır küldür yıkılır bulutlar gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet o eski heyecan ölür an gelir biter muhabbet çalgılar susar heves kalmaz şatârâbân ölür şarabın gazabından kork çünkü fena kırmızıdır kan tutar / tutan ölür sokaklar kuşatılmış karakollar taranır yağmurda bir militan ölür an gelir ömrünün hırsızıdır her ölen pişman ölür hep yanlış anlaşılmıştır hayalleri yasaklanmış an gelir şimşek yalar masmavi dehşetiyle siyaset meydanını direkler çatırdar yalnızlıktan sehpada pir sultan ölür son umut kırılmıştır kaf dağı'nın ardındaki ne selam artık ne sabah kimseler bilmez nerdeler
Kendi kendimizle yarışmadayız,gülüm Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz Ya dünyamıza inecek ölüm… Nazım Hikmet
Nüzhet bana yalan söyledi. Dünyanın hiçbir Nüzhet'i yalan söylememelidir.Öyle bir yaşta idim ve öyle bir mizaçta idim ve çocukluğumda o kadar az oyun oynamıştım ve aldatmasını o kadar az öğrenmiştim ki yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil ,eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum.Eşya bile: Damlardan kiremit uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye içinde toz duman olmalıdır ,camlar kırılmalıdır harca yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır...
Öğle üstü
Babası ip yerine yılana çekilmiş Bir çocuğun çifte korkusu öyledir Boynundan yavaşça çözülerek Atkısı bir tambur sesine uzanır Gökte bir süre kayar gözleri Öpüşü hançerlenmiş bir kadının Tutunacak yer bulamayınca Gider bir ırmakta karar kılar Ve kururken gözyaşları Gürültüsüz bir platini Usul usul indirir Celladının damarlarına Ey sevgili yalnızlık Senin günübirlik sokaklarında Dopdolu bir öğle Bir kuş serpintisini,ölümün Canevine sürgün götürüyor Bir şehir söyle bana bir şey anlatmasın Kuzeye çıkmanın coşkusundan başka CEMAL SÜREYA