AN GELİR
an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür
şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür
an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür
son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
Nüzhet bana yalan söyledi.
Dünyanın hiçbir Nüzhet'i yalan söylememelidir.Öyle bir yaşta idim ve öyle bir mizaçta idim ve çocukluğumda o kadar az oyun oynamıştım ve aldatmasını o kadar az öğrenmiştim ki yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil ,eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum.Eşya bile: Damlardan kiremit uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye içinde toz duman olmalıdır ,camlar kırılmalıdır harca yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır...
Babası ip yerine yılana çekilmiş
Bir çocuğun çifte korkusu öyledir
Boynundan yavaşça çözülerek
Atkısı bir tambur sesine uzanır
Gökte bir süre kayar gözleri
Öpüşü hançerlenmiş bir kadının
Tutunacak yer bulamayınca
Gider bir ırmakta karar kılar
Ve kururken gözyaşları
Gürültüsüz bir platini
Usul usul indirir
Celladının damarlarına
Ey sevgili yalnızlık
Senin günübirlik sokaklarında
Dopdolu bir öğle
Bir kuş serpintisini,ölümün
Canevine sürgün götürüyor
Bir şehir söyle bana bir şey anlatmasın
Kuzeye çıkmanın coşkusundan başka
CEMAL SÜREYA