“Herkes güneşe fazla yaklaştığı için düştüğünü söylüyor ama uçtu, anlıyor musun oğlum, uçabildi. Şayet birkaç saniyeliğine bile kuş olabildiysen düşmek önemli değildir.”
Kuş ölür, sen uçuşu hatırla. Ikarus’un hikayesidir bu dize bana göre. Ölümü bile bile o anı yaşamaktan ibarettir.
Ben distopya okumayı severim. İlk defa bu kadar etkilendiğimi düşünüyorum. Bir gün bir şölene davet edilirsin ve bakarsınız ki yemek listesinde adınız yazılı. Sizi yemek için gelmiştir hepsi. Bedeninizin lezzeti hepsini kasıp kavuruyordur masada. Bütün teknikleri öğrenmişler sizin için. Az pişmiş, fresh fingers!, sosa batırılmış böbrekler vs. hepsini tek seferde yiyecek insanlar mevcut masada. Adım atsanız eklemlerinizden, elinizi kaldırsanız dirseklerinizden, kafanızı çevirseniz boynunuzdan bir parça alacaklar.
İnsan garip bir hayvan. Bulunduğu kabın şeklini aldığı için bu kadar ‘akıllı’. Kitap sizi dövüyor. Her sayfasında ayrı bir hikaye var. Seri üretim fabrikalarındaki insanlar, sosa batırılmış insanlar, avcılıkta kullanılan insanlar, hamile ise daha değerli olan üretim malzemesi insanlar, borcunu ödemek için av olan insanlar. İnsan-larlarlar.