Erken KaybedenlerEmrah Serbes
Şöyle ki kitap ilk bakışta Türkiye erkek çocuklarının karanlık tarafını anlatıyor. Kitap farklı farklı birbirinden bağımsız hikayelerden oluşuyor. Kitapta ilk takıldığım problem olayların çok abartılı anlatılması. Okuyunca hadi ordan dediğim kısımları çokça oldu. İkinci problem bir hikayede sürekli Kürt' lere atılan laflardı. Yazarlar, edebiyatla ilgilenenler insanı kucaklamalı; ayrıştırmamalı. Üçüncü problem edilen küfürlerdi, asla yerinde değildi yine çok abartıydı. Aynı yazarın Behzat Ç kitaplarını okuyan ben için kitap ciddi bir hayal kırıklığıydı. Okumamak size hiçbir şey kaybettirmez.
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Öncelikle kitabımız henüz çocuk yaşlarda ilgi duymaya başlayıp bu ilginin peşinden hayatını yakan bir kadının öyküsünü anlatıyor. Kitabın sonlarında bize sorulmuş sizce anlatılan şey aşk mı diye? Hayır, ben bu kitapta anlatılan şeye aşk değil hastalık derecesinde bir takıntı demeyi uygun buluyorum. Birini sırf görerek ona bedenini teslim edecek kadar güvenmek, ilgi duymak, sığınmak aşk değildir. Aşk böyle basit şeylere indirgenemez. Hadi onu geçtim karşılıklı iki sohbet etmeden aşk mı olur? Adamdan çocuk yap, asla adamı haberdar etme. Çocuğuna o adammış gözüyle bak. Çocuğun ölsün hala adamın peşine düş. Peşinden de(spoiler) intihar et. Bu mu aşk? Hadi çok aşıktın niye hayat kadını oluyorsun? Başka yolunu bul yaşamanın. Anlatılana göre o yola düşecek kadar zor zamanlar geçirmiyormuş. Peki adama ne demeli? Tek becerisi genç kızları kullanmak. İnsan nasıl her yıl yollanan bir demet gülün peşine düşmez. Hiç mi merak etmedin be adam? Stefan Zweig bu kitabı hangi psikolojiyle yazdı bilmiyorum ama okudukça ben bu kadın gibi olmayayım böyle yapmayayım dediğim bir kitaptı. A bir de kitapta harcanan başka bir erkek karakterimiz var , aşık (!) kızımız onu da diğeriyle yatmak için harcıyor. Keşke bir kere de emek veren sevilse...