bazi gece yarilari uyanir, beni kendisini seyrederken bulurdu. yuzumu oksar, burnumu oynatir ya da gogsume sokulur, yine uyurdu. icim buyur, icimde dolunay olur, onunden ince bir bulut gecer, bedenim manzaraya dar gelir, burun diregim sizlardi. usulca kalkar, pencerede bir sigara icerdim. saray uyur, burnu uyur, sehir uyur, martilar uyumazdi. bir de karsi apartmanin pencerelerinden biri. o isik bana iyi gelirdi. nedenini bilmezdim.
o andan baslayarak seni sevdim. biliyorum, kadinlar bu kelimeyi sana, senin gibi hep simartilan bir erkege cok sik soylemislerdir. fakat inan bana, seni kimse o kiz kadar, yani benim kadar, oldugum ve senin icin hep oyle kalan ben kadar kole gibi ve bir kopegin sadakatiyle kendini adayarak sevmedi, cunku yeryuzunde hicbir sey kuytuluklardaki bir cocugun fark edilmeyen sevgisiyle karsilastirilamaz; cunku bu sevgi, yetiskin bir kadinin tutkulu ve bilincaltinda hep talep eden askinin hicbir zaman olamayacagi kadar umarsiz, kendini karsisindakine hizmet etmeye adayan, boyun egen, hep pusuda yatan ve tutkuyla yogrulmus bir sevgidir. sadece yalnizlik ceken cocuklar tutkularini butunuyle, dagilmaksizin koruyabilirler.