“o işte! türkiye'nin ruhu! adı bile güzel! ama bak sonra ne oldu? türkiye'nin ruhu mu kaldı? sattı türkiye ruhunu! hem de yıllar önce sattı. hem de bir pezevenk gibi sattı! anlayacağın bir orospu parasına gitti memleketin ruhu!”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
yasin, hiçbir şey yapmayacak ve durmaya devam edecekti. ölene kadar. sonra biraz da orada duracaktı. toprağın altında. sonra da yok olup gidecekti. hiç gelmemiş gibi. dünya üzerindeki bütün insanlardan farklı olarak. çünkü bütün insanlar bir şeyler yapmış, yapıyor ve yapacaktı. hatta öldükten sonra bile. bazıları cennete gidecek, bazıları doğaya karışacak, bazıları da yeniden doğacaktı. kimse yasin kadar yok olup gitmeyi göze alamıyordu. kimse, bir iz bırakmadan kaybolmaya cesaret edemiyordu. dünyadan gelip geçtiklerine birilerinin şahitlik etmesi şarttı. varlıklarını süslemek için. yasin hariç, herkesin, içine gömüldüğü bir piramidi vardı. öyle ya da böyle, herkesin bir ölümsüzlük planı vardı. ama yasin fazla ölü görmüştü. hayatı boyunca bir savaş alanında yaşamış gibi. dünya üzerinde hayatta kalan son insan kadar ölü görmüştü. belki de bu yüzden yok olup gitmekten korkmuyordu. var olmaktan yeterince korktuğu için...
“bekleyin!” demişti. “burada bekleyin. onlar size gelecek.”
“kimler?” diye sormuştu filipinli.
“hayatının anlamını bulmuş olanlar. hayatlarını adayacakları şeyleri bulmuş olanlar gelecek. siz de kalplerini söküp, yerine, o şeyleri koyacaksınız. sonra da kalpleri fırlatıp atacaksınız!” “ama...” demişti kızılderili. “kalpleri olmadan nasıl hayatta kalırlar?”
“göreceksiniz!” demişti bina.
“peki ya kimse gelmezse?” diye sormuştu filipinli. “kim kalbinden vazgeçecek kadar kendini bir şeye adayabilir ki?”
“onu da göreceksiniz!” demişti bina.
“ya hayatlarının anlamını bulamayanlar?” diye söze girmişti kızılderili. “onlar ne olacak?”
'onlar da, göğüslerinde birer et parçasıyla, canlı canlı çürüyecekler. ve buna da yaşamak demeye devam edecekler!”
o günden sonra derda, hücre hücre öldü ve gün gün yaşlandı. çünkü derdi korku değil, korkuyu beklemekti. ve korkuyu beklemek, korkudan beterdi. bir zamanlar, birinin yazdığı gibi...
isa’nın yüzü mermer gibi oldu. mezarlık mermeri gibi. damarlarıysa derisine yeşil yeşil yapışıp kaldı. bu hayatta kimseye hiçbir şeyi tam olarak anlatamayacağını anlamıştı. biri için ölüm kalım meselesi olan, diğerinin gözünde toz kadardı. isa çevresindeki mezarlara baktı ve iyi ki ölüyorlar, dedi içinden. insanoğlunun, hak ettiği için öldüğüne o gün inandı. ölene kadar da başka bir şeye inanmadı.