böylece, tanrı’nın şeytana içini dökmesinden insan doğdu. böylece, ışığın karanlığı delmesinden ve döllemesinden sen doğdun. böylece sen loş oldun. bazen aydınlandığını, bazen de karardığını sandın. ancak hangisinin sen olduğuna asla karar veremedin. ne kötüsün ne de iyi. her şeyi düşünebilir, her şeyi hayal edebilir, ancak sadece seçtiklerini gerçekleştirebilirsin. düşünce şeytandan, davranış tanrı'dandır. hangi düşüncenin davranışa dönüşeceğine karar verense insandır.
hâlâ içinde yaşıyor olsan bile, doğduğun evi asla tanıyamadığını biliyorum. üzerindeki çelik ve cam tabutların, kentin kalbinden uzaklaştıkça ahşap ve taş kundaklara dönüştüğü uzun caddenin sonunda, bütün sokak sularının döküldüğü denizin kıyısında sessiz bir ev. sessiz ve kalın duvarlı bir ev. nefes almadan önce düşünülen bir ev. cennet broşürlerinin tuvalet kağıdı olarak kullandığı bir cehennem. her şeyin ve herkesin mükemmel olduğu bir ev. kusuruz odalar, kusursuz halılar, kusursuz kusurlar. hiçbir şeyi seçmedikleri için boş vicdanlı sakinlerinin mutlak mutlular olduğu bir ev.
kendi gözlerinden kuşku duyduğu o anda, yabancı yüzlerin neler görebileceğini düşünmek bile istemedi. çünkü diğer insanlara uzaklığı sonsuzluk kadardı. sonsuzluktan beri olduğu gibi. hayal edilemeyecek kadar büyük. hayal edemediği her şeyden kaçardı. korkardı. haklıydı.