Zaman ne kadar hızlı geçiyor değil mi? Geçmişin hataları, yarının endişesi derken bir türlü bugünde yaşayamıyor, yaşadığımızı anlayamıyoruz... Bense sizleri bu inceleme boyunca, anda kalmaya davet ediyorum. Samimi olalım, dertleşelim de biraz olur mu? Gel öyleyse.
Hepimizin hayatında "kırılma noktası" dediğimiz anlar oluyor. 16 yaşında bir çocukken, asrın depremi olarak anılan 6 Şubat depremine yakalandım. Her şeyden habersizce çocukluğumu yaşıyorken, apansızca gelen bir hayatın gerçeğiydi bu. Çokça içime kapandım, kendimi kitaplara verdim. Kitaplarsa bana çok şey öğretti, okudukça okudum. Duygularımızın ne kadar paha biçilemez olduğunu, yaşamanın ne denli anlamlı olduğunu idrak ettim elimden geldiğince. Sonrasında yazmaya başladım, yazdıklarımla var oldum. Bugünse 2 senedir üzerinde çalıştığım, kalbimden bir parça olan romanımı yayımladım. Şimdi bakıyorum da, 2 senelik o yazma sürecinde ne kadar çok şeyi fark ettim, ne kadar çok anılar biriktirip ne kadar da çok değiştim. En başta da söylediğim gibi, her ne kadar anda kalamıyor da olsak, kendime yeni bir sığınak, bambaşka bir dünya oluşturdum. İçine o dünyada yaşanan anları serptim kalbimden; tüm içtenliğim ve tüm samimiyetimle. İşte karşınızda, 3. kitabım Merdümgiriz:)
MERDÜMGİRİZ NE ANLATIYOR?
Merdümgiriz, kelime anlamıyla kendisini toplumdan soyutlamış, kalabalıkların arasında yalnızlığa çekilmiş kimse demektir.
Romanın ana karakteri belirsiz; adının ne olduğu, nasıl göründüğü anlatılmamıştır. Burada bıraktığım muğlaklık, okuyan herkesin gözünde bambaşka bir hikâye oluşabilmesi içindir. Kendi yorumunuzla, kendi dünyanızdaki ana karakterimizle kitaba yakınlaşmanız için<3
Romanda belirli bir zaman dilimi de yoktur, iki farklı dünyada geçer. Birisi, her şeyin yaşanıp bitmiş olduğu dünyada kendisini yapayalnız