1.ölüm; 30.03.2018,
2.ölüm; 30.11.2018,
3.ölüm; 30.05.2025.
Hayatımızdaki ölümlerin hepsinin gidenden ötürü bize de bir nasihatı oluyor. Bu üç ölümün dışında ölüm görmemiş değilim ama düşünürken bunun sadece tarihsel bir uyum olmadığını, hepsinin benim için can alıcı anlamları olduğunu fark ettim.
1. ölüm Erkutum. Erkut öldüğü gün tamam dedim, çocuklar da bu işin içinde. Bundan başka bir de hayatımda çok önemli bir karara varmama yardımcı oldu. Acıyı paylaşamamak insanı zehirliyormuş, ben o gün dedimki bu memlekette kalırsam hep böyle hissedeceğim, o zamana kadar kafamda olumladığım her şeyi kendi haline bıraktım, haliyle Bitlis'i de geride bırakmış oldum. Canım benim, 8 yıl olmuş ama sen benim için hep aynı gülüşünle zihnimde taptazesin... Dünya yalan var biraz da sen oyalan dedirttin. Ve Allah inancı olmasa bir anne babanın kaldıramayacağı acılar olduğunu da ben şahsen idrak ettim. Ve ömrü billah unutmayacağım şey, kendi acısıyla birlikte beni teselli eden amcamdı. Allah mekanını cennet etmiş ve bunu da babacığına göstermiş Erkutum. Ne güzellik. Elhamdulillah.
2. ölüm çok sevdiğim bir öğretmenim. Tam 40 yaşındaydı ve bence o yaş bir erkeğin görüp göreceği en güzel yaşı. Benim öğremenim için de öyleydi. Yeni doğmuş bir bebeği vardı. Vefat etmeden bir hafta önce beni arayip bütün hayırsızlığımı vefasızlığımı saydıktan sonra, Konya'ya gel tiyatro gör kızım demişti böyle övmüştü sergileyecekleri oyunu. Gelirim dedim vallahi. Giderdim. O bana okulda çok şeyler öğretti ama vefatıyla da az şey öğütlemedi. Hayatının baharında gitmek de var dedirtti... Öldükten sonra fırsatınız olsa, ben bile gittiysem kızım derdiniz. Hızlı yaşadım genç öldüm. Tam size göre. Ben hala sizi omzunun üstünden küçümsemeye çalışan büyük bakışlarınızla hatırlıyorum. Çok sevdiğim öğretmenim
Canım dedeciğim beni sabırsızlıkla bekliyorsun biliyorum, ben de sana ve köyüme bir an önce kavuşmak istiyorum. Sizi çok seviyorum. Bekle beni Tepeköy, Eslem geliyor.
Eslem Tepeköy’deSerpil Kaya · İkinci Adam Yayınları · 20260 okunma
"Her nefis ölümü tadacaktır. Yaptıklarınızın karşılığı ancak kıyâmet günü tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulursa, gerçekten o kurtuluşa ermiştir. İyi bilin ki, bu dünya hayatı, aldatıcı bir faydadan başka bir şey değildir."
Dedemin bir fotoğrafını görüyorum, tek başıma özlemine katlanamıyorum o an. Atıyorum ondan ötürü olanlara. Herkes özlemiş oluyor , o zaman diyorum kırk bir yasin başlatalım. Böyle. Herkesin kendince özlediğine , onun huzuru için bir şeyler okuduğuna eminim ama ben tek başına özlemek istemiyorum çok ağır geliyor. Bazen bir fotoğrafın etkisinden çıkamadığım oluyor. O an o fotoğrafın arka planında böyle böyle demişti filan diyorum kendi kendime. Salı günü amcam benim onu bastonla kovalarken bir fotoğrafımı attı. Mahvoldum böyle. Cebinden de bir ayna gözüküyor. İşte o aynamı almıştı, sen ne yapacaksın aynayı çirkinin aynası olmaz dedi. Ben de aldım bastonunu başladım kovalamaya zaten kaçamıyor da. Elimi sıkıca kenetler hareket ettiremezdim. O an da çekmiş ablam. Demek ki amcam da dedeme bakıyor eski fotoğraflara gidiyor ki bu fotoğrafa kadar gitmiş. En az 5-6 yıl öncedir. O aynayı da Bitlis'te almıştım. Sonra yine o fotoğraftan sonra abimin gözlüklerini takmış, gözlükten kimler var ortamda anlamaya çalışıyoruz. Özlüyoruz. Valla ben çok çok özlüyorum. Yani bir daha sarılamayacağım ya. O çok kötü. Zaten her gün sarılmıyordum biliyorum. Ama öyle değil. Gülüşünü özlüyorum. En masum hali oydu çünkü. Bir şeyi teoride bilmek inanmak ayrı yaşamak başka bir şeymiş. Dedem çok tatlıydı. İnşallah bu dünyadan kimsenin hakkıyla göçmemiştir de rabbim onu direkt cennetine alır. Babaannemi de baş köşesine oturtur. Bu mübarek cuma gününde valla hem gözlerim dolu dolu özlüyorum hem de işte umutluyum.
Kütüb-i Sitte/Muhtasarı Tercüme ve Şerhi 9. Cilt
“İnsanların arasına karışıp onların eziyetlerine sabreden mümin, insanların arasına karışmayıp eziyetlerine sabretmeyen müminden daha faziletlidir.”
Bugün bunu iliklerimde hissettim. Keşke yapmasanız, yapıyorsunuz; hem beni hem kendinizi mahvediyorsunuz. Bazen kapladığım alanın cismimle hiç alakası olmadığını anlıyorum. Anlıyorum ve çok üzülüyorum. Müslümanların birbiriyle uğraşmaktan başka hiçbir işi yok gibi geliyor bana. Biliyorum biraz sert oldu ama gerçekten böyle hissediyorum. Adamın belki en bulaşmaması gereken kişi benim ama gelip bana bulaşıyor. Neden çünkü güya ona göre ben belki dişine göreyim. Ama böyle düşünen herkes benim müslümanlığımın kimsenin işine ve dişine göre olmadığını anlar. Anlatırım gerekene, gerektiği şekilde.
Yine de yoruluyorum böyle şeylerin içinde olmak istemiyorum. Zaten bana göre bu global bir sorun. Tüm islam aleminin sorunu birbirlerinin ucu buculuğuyla uğraşmak. Allah akıl fikir versin.
Bu cildin kıymeti benim için çok büyük. Her cilt için bu cümleyi başka konular için kurabilirim ama oruç meselesi gerçekten çok kıymetli. Bu cildin meselesi Oruç. Belki hayatımda ilk defa bu sene üzerinde ciddi ciddi düşünerek oruç tuttum. Dedemi oruç tutarken son görüşümmüş. Ve her hatırladığımda boğazım doluyor. Çok zor tutuyordu. Gerçekten. Çok zorlanmasına rağmen. Her saat başı pencereye hava almaya gide gide. Tuttu 20 gün. Son gün o kadar kötüydü ki. Dede sen tutma ben senin fidyeni ödedim. Ödememiştim ama öyle dedim çünkü ödeyim ödeyeceğim desem biliyorum kalacak yine. Ama sen kendi adına gönderirsin dedi yok vallahi Ahmet ÖZDEMİR diye göndereceğim dedim. Göndermedin mi dedi şimdi gönderiyorum dedim. Eliyle tamam yaptı yattı. Başka bir şey demedi. Sahur oldu. Başına gittim. Sen kalkmıyorsun
"Akranında ve ahbabında görüp hep özendiği, kendisi içinse hayalden bile uzak olan bir hisle tanışmıştı:" babaya babalık etmek.""
Okumaya başladığınızda yazarın kaleminin etkisiyle nefes alamayıp bıraktığınız oldu mu ? Benim o kadar çok oluyor ki çok şanslıy hissediyorum bundan dolayı)ve bugün en son okuyup da aynı etkiyi yaratan o eserlerden biriyle geldim ki sevgili yazarımız Mahir Ünsal Eriş külliyatını en yakın zamanda tamamlamak hedeflerimin başında geliyor. Şimdi gelelim yazardan okuduğum en sıradışı eserlerin başında gelen kitabımızın detaylı incelememize:
Sevgili Salih Karahisarlı Bey dedeciğim seni sevdim mi sevmedim mi bilemedim baştan belirtmek isterim. Geçirdiğin kaza sonucu hafızanı kaybetmiş halinle özellikle torunun Başak ile ilişkini çok sevdim. Ama eski sevimsiz halin cidden düşman başına !! Ne iş yaptığını bilmediği babalarıyla , geçmişiyle esas anlamda yüzleştiği 3 çocuğun ve eşin için de üzüldüm şahsen o bölümleri okurken. Aslında özünde ne nemrut korkunç biriymişsin, ne karanlık geçmişin varmış..
Derin devlete kadar uzanan bu sıradışı , sonunda ters köşe olacağınız eserin incelemesini bitirirken devamı Acaip eserini de vakit kaybetmeden okuyun kesinlikle. Şimdiden keyifli okumalar
Bazen öyle oluyor ki.
İki kelime bir araya gelmiyor. İnsan gerçek dünyayla yalan dünyayı ayırt edemedikçe de bu böyle olacak. En azından benim için. Dedemin ruhuna okumaya alışamadım. Sanki Allah'ım şifa ver demekteki umut yok burada. Halbuki hepimiz için gerçek şifa orada. Ya da kurtuluş. Onun vesilesi ile okumuş oluyorum. O kadar iyi geliyor ki bana. Ona da geliyordur inşallah. Bilmiyorum ama her köye ayak bastığımda dedemi o köşesinde görmediğimde böyle olacağım sanki. Ben dünya merhametlisi bir insan değilim belki ama dedem vefat ettiğinden beri hep aynı şeyi düşünüyorum. Ya anasını babasını kaybedenler. Belki bu acı bile gelmez onlara. Can canan meselesi. Allah'ım dedemin mekanını ferah etsin. Peygamber efendimizin ve onun ruhu için, Rabbim kabul etsin.