Yeni günden merhabalarrr
İşe giderken Okanı gördüm yolda İsmail durmayınca soramadım. Umuta açık açık kimseyi hayatımda istemediğimi söyledim saygı duyup yoluna çekildi çok şükür. Kübraya kıyafet baktık sonra kahve diyarına geçtik. Feyo felan da geldi oraya sonra da Recep geldi hemen gitti sonra. Eve geldim dedem bizde uyuyordu. Ben de kıyafet denedim ardından makyajımı felan sildim uzanıyorum şimdi annemler ayla ablagilden döndü Meryoş ve anamlayız onları çok seviyorummmm😍
Dedem ve anneannem ne yesem mutlu olacağımı biliyor, bununla da yetinmiyor her fırsatta bana ulaştırıyor. Hatırlanmak çok güzel. Bir şükür sebebi daha. Teşekkür ederim Allah’ım.
Hacı Bayram-ı Veli bir müddet Edirnede kaldı.
Hem hünkârla sohbetler etti, hem de Edirne Eski Camii'nde halka vaaz ve nasihatte bulundu. Halkın büyük teveccühünü kazandı. Ankara'ya dönmek istediğinde padişah ısrarlı bir şekilde Edirne'de kalmasını rica etti. Fakat büyük veli dönmeye kararlıydı. Padişah veda etmeye gelen
Hacı Bayram-ı Veli ye büyük bir arzusu olduğunu ve bu konuda himmet ve duasını istediğini bildirdi. Hacı Bayram-ı Veli'nin buyurun hünkârım can baş üstüne demesi üzerine padişah:
"Allahü tâlânın izniyle, evliyanın himmet ve bereketleriyle İstanbul'u almak istiyorum. Rahmetli dedem Yıldırım Bayezid Han bu işe girişti. Fakat bir netice elde edemedi.
Devlet-i Al-i Osman'ın topraklarının ortasında bir Bizans Devletinin olmasına hiç gönlüm razı değil. Sevgili Peygamberimizin de fethini müjdelediği bu İstanbul bize lâzım. Bunu almak için de himmetinizi, yardımınızı bekliyorum. “II. Murad Han bu sözleri söylerken, Hacı Bayram-ı Veli derin bir tefekküre dalmış, onu dinliyordu.” Sultanın sözü bittikten bir süre sonra şöyle konuştu:
"Sultanım! Bu şehrin alınışını görmek ne size, ne de bize nasip olacak. İstanbul'u almak, şu beşikte yatan Muham-mede (Fatih Sultan Mehmed Han) ve onun hocası, bizim Köse Akşemseddine nasip olsa gerektir." müjdesini verdi. Sonra geleceğin Fatih'ini kucağına aldı. Onun gözlerine bakarak, uzun uzun teveccühlerde bulundu. Bazı yazarlar ise, bu sırada henüz Mehmed'in doğmadığını ve doğacak olan çocuğuna müjdelediğini belirtirler.
Sultan Murad Han, bu müjdeye çok sevindi.
Artık onun bir işi de geleceğin Fatih'ini yetiştirmek olacaktı.
İstanbul ve Feth-i Mübîn
Saatler oldu, zaman akıp gidiyor... En kötüsü ise bu boşluğa alışmak. Canım dedem, şimdi yokluğun derin bir ateş. Annem çok ağlıyor; senin vefat ettiğini ona ilk başta söyleyemedik. Babam senin gidişini bize sesli olarak ilk haykırdığında, dilim tutuldu, hiçbir şey diyemedim. En çok da annemin sana hasret kalışına yanıyor, kahroluyorum.
Ölümün hak olduğunu, bunun bir son olmadığını biliyorum. Belki de bitti acıların, belki de senden önce vefat eden evlatlarına kavuştun... Biz burada gözyaşı dökerken, annem eve varıp o kalabalığı görünce hızla içeri koştu; o an içine bir ateş düştü. Biz zaten sana hasret büyümüştük dedem, canımızı en çok bu yakıyor. Nenem de çok ağlıyordu zaten, şimdi yokluğunla daha da çok ağlıyor...
Abim, seni evden morga götürdüklerini söyledi; dilim 'cenaze' demeye hâlâ varmıyor. Ara ara yokluğunu düşündükçe... Senin bir adın vardı ama sen gidince adın da gitti sanki. Hıçkıra hıçkıra ağlayamıyorum, neden bilmiyorum, gözyaşlarım pınarlarımda asılı kalıyor. Ama annem aklıma düştükçe içim öyle bir yanıyor ki... Keşke bir şansım olsaydı da anneme hasret kaldığı o anları tattırabilseydim; sana doya doya sarılsaydı, yanında kalsaydı...
Dedem, sen öyle biriydin ki gönlümün en güzel yerindesin. Allah’tan dilerim ki bu gönlü güzel adam, cennette peygamberlerimizle beraber olur. Allah Resulü komşun olsun... Benim en güzel nimetim, dedem...