Okurken ya da yıllar sonrasında kitapların ne anlattığından çok ne hissettirdiği kalıyor bizde, yani benim için öyle. 'Bahçıvan ve Ölüm' bende bıraktığı hissi hiç kaybetmeyecek olanlardan. 'Herkesin yası kendine' kitabı bu -ya da Gospodinov'un kirapta dediği gibi "Kıyamet herkes için aynı anda kopmaz." kitabı- ve ben yas üzerine okumanın tetikleyici olabileceği kadar sağaltıcı olduğuna da inanıyorum ve hatta daha çok sağaltıcı.
Şöyle yazıyor ilk sayfada Gospodinov:
"Nereden başlayacağımı bilmiyorum.
...
Hemen söyleyeyim, bu kitabın sonunda başkahraman ölüyor. Hatta sonunda bile değil, daha ortasında, ama vefatının öncesini ve sonrasını anlatan tüm hikâyelerde o yine hayata dönecek. Çünkü, Gaustin'in dediği gibi, geçmişte zaman tek yönlü akmaz."
Babasının ölümü üzerine, belleğinde ve yüreğinde kalanları yazdığı bir anlatı Bahçıvan ve Ölüm. Gospodinov kitabı anı-roman olarak adlandırıyor. Kronolojik olmayan bir şekilde, belleğinde canlanan anıları/anları kaleme alıyor Georgi Gospodinov; babası henüz hayattayken, hastalık süreci, ölümü ve yas süreci. Ve sanki neredeyse anımsadığı her anı bende de bir anıyı geri getirdi, dedem ve ananemle olan -daha çok dedem. Bu kitabın yaptığı en iyi şey bu, yası ajite etmeden olduğu gibi anlatıyor; karmaşık cümleler yok, kurmaca için çabalanmamış. Bu çabasız güzellik ve pek tabi içtenlik, okuru yakın kılıyor anlatılanlara ve kitabın en başında söylediğini hatırlatıyo: "Bir hikâye, yaşanmış ve kişisel olsa bile, bir kez dilden geçince, kelimelere bürününce artık bize ait olmaktan çıkar, o artık gerçeklik kadar kurmacanın da düzenine aittir." Gospodinov'un hikâyesiyle başlayıp kendi hikâyemizle kapatıyoruz kitabı -ya da kendi hikâyemizi bu kitapla açıyoruz.
Bahçıvan ve bahçe bağlantısını ölüm ve yaşam döngüsüyle -ve yine çabasızca-