Annemle karşılaştırıldığında her șey küçük, acınası, eskimiş görünüyordu gözüme; kendimi bile dedem gibi yaşlı hissediyordum. Beni güçlü dizlerinin arasına sıkıştıran annem ağır, sıcacık elleriyle saçlarımı okşuyor...
Ecevitçilik gün geçtikçe güçleniyor. Genel müdür Ecevitçi, yardımcıları Ecevitçi, daire başkanı Ecevitçi, şef Ecevitçi, şef yardımcısı Ecevitçi, o Ecevitçi, şu Ecevitçi, bu Ecevitçi...
Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir çocuk,bir kitap,bir tablo inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe.Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye; böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçeğe baktığında, sen orada olursun. 
- Benim eşim dedem gibi merhametli olmalı. Allah'tan korkmalı; öyle ki bana ve çocuklarıma zarar vermemeli. Babam gibi saçımı okşamalı, annem gibi karnımı doyurmalı, beni düşünmeli, hayırlı olmalı işte...