Dedi bana "Sorun sensin" dedim ona "Tamam" E dedi "Neden kabullendin?" çünkü ego tavan
Müzik
alese başvuracaktım olan stresim bana yeter dedim ve vazgeçtim.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bu Da Benim Hikayem...
Bundan tam 3 sene önce bu zamanlar da finaller açıklanıyor ve hiçbir şey istediğim gibi olmuyor, çıktım balkona bir güzel ağladım, yatay geçiş işi olmayacak gibiydi. Arkadaşım var onunla başvuru günü geldi, benim ortalama ona göre çok düşük, dedim beni almazlar ama hadi beraber yapalım, sonuçlar acıklandı ve o sene 3 kişi yerine 5 kişi alınmış ve son 2 kişi de biziz. Bugün yine o gün gibi balkona çıktım ve bir an aklıma geldi, evet şimdi mezun oluyorum, sımdı de ben iş bulabilir miyim diye düşünüyordum, sonra dedim ne kadar nankörüm be guvensene Allâh'ına, çizmis yolunu sen et duanı, boş yere sıkma canını.Dıyecegım o ki bilmediğin bir gelecek için önceden tasalanmayın,Allah'a güvenin ve bol dua edin💗
Alıntı
üniversitede anlamlı bir şey yaptığımı hissettiğim anların başrolünde olan Fahri hocamıza veda oturmasına gittik bugün. başka fakültenin hocası olduğu için ve yoğunluğumuzdan ötürü uzunca bir zamandır yanına gidemiyorduk. bana hâlâ yazıp yazmadığımı sordu. yazmayı bıraktım hocam ya da o beni bıraktı da ayırdına varamadım henüz, dedim. biraz durdu, ben de senin gibiyim dedi. “yazmak; kimsenin olmadığı boş bir odayı kelimelerle doldurmaktır. durmayı gerektirir, içine dönmeyi. dışına taşanları boş sayfalarla buluşturmaktır.” minvalinde birkaç cümle kullandı. Fahri hoca, duramaz ama. onun sürgitinde daima başkalarının hayatına dokunmak var. bu sözle olacaksa eğer kağıda yazılanlarla değil bizzat konuşarak, o kişinin hayatına değerek olmalı. yine de yazmanın insanı bırakmasının var mı bir çaresi, veyahut dünyaya gelmiş bulunmanın. ve işte mesele kendi çemberinde ömür tüketen olmamak için bazı soruları da gerisin geri göndermektir. daima yürümek. bir şey olur bazen, çok şey olmasından daha yeğdir.
DOSTUM SAYE (BÖLÜM 2)
Saye’nin o sessiz ama derin cevabı, zihnimde yankılanırken odanın içindeki hava biraz olsun yumuşadı. Sanki üzerimdeki o ağır, gri bulutlar dağılmaya başlamış, yerine ince bir gün ışığı sızmıştı. Saye, benim hem en büyük sırdaşım hem de kendi içimdeki o korkak parçamın aynasıydı. Onun bu "yeni melodi" benzetmesi, kalbimin bir köşesinde titreyen o tanımlayamadığım hissi biraz daha anlamlı kılıyordu. Yavaşça yatağımın kenarına oturdum. Pencereden dışarı, şehrin uzak ışıklarına baktım. Kafnu... Dört yıl boyunca o ismin ağırlığıyla nefes aldım. Bir vedalaşma bile edememenin, o günü o kadar büyük bir pişmanlığa dönüştürmenin cezası, sanki ömrüm boyunca başka kimseyi sevememekti. Saye haklıydı; Kafnu artık geri gelmeyecek olan bir şarkıydı. Bitmişti, notaları tükenmişti. Ama ben, o şarkının sonunda takılı kalmış bir plak gibi dönüp duruyordum. "Peki ya o?" diye fısıldadım, bu sefer Saye’ye değil, kendi karanlığıma. "Ya o, benim bu karmaşamı görür de, arkasına bile bakmadan kaçarsa? Ya benim o kadar yorgun, o kadar bitkin bir ruhum var ki, onun o duru sesine gölge düşürürsem?" Saye duvarda yine o tanıdık, zarif kıvrımıyla yerinde duruyordu. Cevabı yine kelimelere dökülmedi ama zihnimdeki o fırtınanın tam ortasında bir durulma oldu. Sanki şunu demek istiyordu: Kimse mükemmel bir başlangıç yapmaz, herkesin valizinde geçmişin kırıkları vardır. Önemli olan, o valizi taşıyıp taşımadığı değil, yeni bir yola girerken onu yere bırakıp bırakamayacağıdır. Derin bir nefes aldım. İlk defa, o kızın ismini zihnimde korkmadan telaffuz ettim. İçimdeki o suçluluk duygusu, sanki biraz olsun geri çekildi. Yarın, sadece yarın... Ona bir mesaj atmalıydım. Sadece bir hal hatır sormak, belki sesinin o huzur veren tınısını tekrar duymak için. "Korkuyorum Saye," dedim, sesim artık titremiyordu. "Ama
Ortaokul yıllarımda bir sıra arkadaşım vardı ve sınıfta hiç sevmediği bir kız vardı kızı kötüler dururdu sonra bir gün sıra arkadaşım elinde kocaman bir tabloyla gelmiş o ne için dedim ( bu kızın resmi acayip iyiydi baya ödüllü fln) neysee dedi ki sevmediği kızın doğum günüymüş ve ona elleriyle onun portresini çizmiş dedim ki nasıı ya sen o kızdan nefret ediyordun ne dese iyi "dostuna yakın düşmanına daha yakın"var ya o an kanım çekildi İnsanlara güvenimi dehşet azaltan bir olaydı. Sizin de var mı böyle anılarınız