Çocukluğumuzda tanışmıştık Kızılderililerle. Texas, Tommiks, Kaptan Swing gibi Amerikan çizgi romanlarında. Onlar baltalarıyla, oklarıyla, zavallı masum beyazlara saldırıp öldüren ve arkasından kafa derilerini yüzen vahşi yaratıklardı. Bizlere anlatılan , gösterilen ve bizim bilmemiz istenen buydu. Bizler de öyle bildik. Daha sonra sinema filmlerinde de aynısını gördük. Hep Kızılderililer kötü, beyazlar ise hep iyi insanlardı. Ve bu yalanı Amerikan emperyalistler, bütün dünyaya ve kendi nesillerine böyle aşılamayı menfaatleri gereği uygun görmüşlerdi. Oysa durum bundan çok farklıydı. Amerikanın gerçek sahibi olan bu iyi niyetli, barışçıl insanlar, asırlar süren bir zulüm ve eziyet planıyla , beyazlar tarafından toprakları ellerinden alınarak hep katledilmişler ve sonuçta yok edilmişlerdi.
Amerikalı tarihçi yazar Dee Brown bu kitapta dünya tarihindeki en büyük soykırımlardan birini ele alıyor. Kızılderili ırkının nasıl yok edildiğini tamamen ABD resmi arşivlerindeki belgelere dayanarak tüm gerçekliği ve dramatikliğiyle bize anlatıyor. Kolomb'un 1492'de Amerika'yı keşfinden itibaren yaklaşık dört yüzyıl, İngilizlerin, 1607'de Virginia'ya ayak basmasından itibaren, 1890 yılındaki Yaralı Diz kıyımına kadar yaklaşık üç yüz yıl süren bir soykırım süreci. Bu süre içerisinde sayısız katliamlar, savaşlar, yerlerinden edilmeler, rezervasyon denen bir çeşit esaret bölgelerinde mecburi ikamete zorunlu kılınmalar, yapılan ama beyazlar tarafından hiç bir zaman uyulmayan antlaşmalar, tutulmayan sözler, yapılan zulümler, uydurulan yalanlar, atılan iftiralar kısacası akla, hayale gelmeyecek türlü türlü entrika, baskı ve kötülüklere maruz kalan bir ırk Kızılderililer. Bir gün bile huzur içerisinde yaşamalarına izin verilmemiş masum insanlar. O zamanki ABD anayasasına göre insan