Bir sürü şey yaptım.
Çok başarılı oldum.
Bok gibi başarılıydım.
Yuvada başarılıydım. İlkokulda başarılıydım. Ortaokulda başarılıydım. lisede iğrenç bir sekilde başarılıydım; yalnızca derslerde degil, sosyal olarak da. İneklemeden, bütün ders kitaplarını hatmetmeden başarılıydım; biraz da isyankar ve kustahtim, hocalara tavrim, izin verilenin sinirindaydi ama yine beni digerlerinden daha cok severlerdi; bunu becerebilmenin sarti, insanin sevimsiz bir sekilde cok basarili olmasidir, diye dusunuyorum bugun. Başarılı bir ogrenciydim, super basarili bir sevgilim oldu, diger butun islere on basan bir is teklifi aldiktan sonra basarili doslarimin arasinda, basarili bir sekilde evlendim. Sonra basariyla buyuttugumuz cocuklarimiz oldu, basarili bir sekilde elden gecirdigimiz bir ev aldik. butun bu basarilarin ortasinda yillarca dolanip durdum. Basarilarla yattim, basarilarla kalktim. Basarilarla uyudum. Basari soludum ve yavas yavas yasamimi yitirdim. Şimdilerde olan bitene boyle bakiyorum. Allah çocuklarimi benim kadar basarili olmaktan korusun.
Metin işte o bir kişiydi. Kamusal alanda insanlar içinde otururken dişimde maydanoz kaldığını görse söyleyecek kişi, hatalarımı pohpohlamayacak, başarılarımdan korkmayacak, mahvımdan zevklenmeyecek o bir kişi. İnsana bir kişi yeter. Eğer ki onu bulduysa.
Şu hain zamanı nasıl aşmalı. Saplandığın şeyi itersin, insan saplanmamalı. Benim evim üç artı bir senin evin otuz iki metreydi. Hayatımızı ölçen birimler mi birbirini tutmadı. Ama mesela benden uzaktayken güzel bir şey gördüğünde aklına onu bana da göstermek geldiyse eğer sen bana bir söz verdin demektir. Çünkü sözler böyle verilir, sessizlikte.